⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 418
🕐 Son Güncelleme: 15.10.2026 10:42
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre, bankaların takipteki alacak stoku 2 Ekim 2026 itibarıyla 914,6 milyar liraya ulaştı.
- Yüksek faiz oranları ve artan yaşam maliyetleri, hane halkı ile KOBİ’lerin kredi geri ödeme kapasitesini ciddi şekilde zayıflattı.
- Enflasyondan arındırılmış veriler, takipteki alacaklarda yıllık bazda yüzde 39,9 oranında reel bir artış yaşandığını ortaya koyuyor.
Türkiye ekonomisinde son dönemde etkili olan yüksek faiz oranları ve süregelen hayat pahalılığı, bankacılık sektörünün kredi portföyünü doğrudan etkiliyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından paylaşılan son veriler, vatandaşın ve reel sektörün borç ödeme gücündeki erimeyi gözler önüne serdi. 2 Ekim 2026 tarihi itibarıyla bankacılık sektörünün toplam takipteki alacak stoku 914,6 milyar liraya yükseldi.
Borçlanma Kapasitesinde Kritik Eşik Aşıldı
Ekonomi dünyasında yakından takip edilen verilere göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi cari olarak yüzde 35 oranında büyüme gösterirken, takipteki alacaklardaki artış yüzde 81,5 seviyesinde gerçekleşti. TÜİK verilerine göre yıllık enflasyonun yüzde 29,73 olduğu ortamda, bu artışın enflasyondan arındırılmış reel karşılığı yüzde 39,9’luk dikkat çekici bir büyümeye işaret ediyor. Uzmanlar, bu tablonun bireysel kredi kartları, ihtiyaç kredileri ve KOBİ borçlanmalarında yaşanan ciddi bozulmanın bir yansıması olduğunu belirtiyor.
Ekonomik göstergelerdeki bu değişim, TCMB Başkanı Karahan’ın devalüasyon iddialarına ekonomistlerden itiraz süreçleriyle de paralellik gösteren bir belirsizlik ortamı yaratıyor. Öte yandan, piyasalardaki dalgalanmalar sadece finansal verilerle sınırlı kalmıyor; Apple’ın piyasa değeri ilk kez 5 trilyon doları aştı gibi global teknoloji devlerinin rekorları, yerel piyasadaki nakit sıkışıklığı ile tezat bir görünüm oluşturuyor.
Yüksek Faiz ve Gelir Kaybı Kıskacı
Sorunlu kredilerdeki bu hızlı yükselişin temelinde iki ana faktör yatıyor: Radikal düzeyde yüksek faizler ve hane halkının alım gücündeki aşınma. Geçmiş yıllarda “borcu borçla döndürme” yöntemiyle ayakta kalan hane halkı ve KOBİ’ler, kredi limitlerinin daraltılması ve fonlama maliyetlerinin aylık yüzde 5-6 seviyelerine çıkmasıyla birlikte büyük bir tıkanma yaşıyor.
Gelir cephesindeki aşınma ise durumu daha da zorlaştırıyor. Barınma, gıda ve enerji gibi zorunlu harcamaların hane halkı bütçesindeki payı hızla artarken, borç ödemeye ayrılacak finansal alan neredeyse kalmadı. Bu durum, TSMC üçüncü çeyrekte net kâr rekoru kırdı gibi başarılı kurumsal performanslardan farklı olarak, yerel işletmelerde ciro kaybına ve nakit akışının durmasına yol açıyor.
Gelecek Beklentileri ve Riskler
Takibe düşen alacakların toplam kredi hacmine oranı yüzde 2,4’ten yüzde 3,2 seviyesine yükseldi. İç talebin baskılanmaya devam ettiği ve üretim çarklarının dönmekte zorlandığı mevcut ekonomik konjonktürde, sorunlu kredilerin önümüzdeki dönemde daha da artabileceği öngörülüyor. KOBİ’lerin finansmana erişiminin kısıtlı olması, bu borç yükünün taşınamaz bir noktaya gelmesine neden oluyor.



