⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 404
🕐 Son Güncelleme: 08.11.2026 12:06
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Carnegie Europe kıdemli araştırmacısı Marc Pierini, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkileri ekonomik, savunma ve jeopolitik eksenlerde dört ana başlıkta inceledi.
- Analizde, Türk ekonomisindeki değişimler, AB’nin sanayi politikaları ve Ankara’nın NATO dışı güvenlik arayışlarının ilişkiler üzerinde belirleyici olduğu vurgulandı.
- Türkiye’nin Karadeniz ve Doğu Akdeniz’deki stratejik konumu ile iç siyasetteki gelişmelerin, Batılı müttefiklerle olan güven dengesini şekillendirdiği belirtildi.
Avrupa merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Europe bünyesinde kıdemli araştırmacı olarak görev yapan Marc Pierini, 4 Kasım’da yayımlanan “Türkiye’nin Dört Sorunu Avrupa’nın da Sorunu” başlıklı analizinde, Türkiye-Avrupa ilişkilerinin geleceğine dair kapsamlı bir değerlendirme sundu. Pierini, Türkiye’nin ekonomik dinamikleri, Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisindeki konumu, Doğu Akdeniz’deki jeopolitik anlaşmazlıklar ve demokratik standartların birbirinden bağımsız olmadığını savunuyor.
Ekonomik İstikrar ve Yatırım Güveni
Analizin merkezinde yer alan ekonomi başlığında, Türk lirasının avro karşısındaki uzun süreli değer kaybına dikkat çekiliyor. 2005 yılında 1,6 lira seviyesinde olan avro kurunun bugün 56 lira civarına yükselmesi, Türkiye’nin makroekonomik görünümündeki değişimi özetliyor. Pierini, özellikle uluslararası yatırımcıların güvenini etkileyen fon süreçlerine dair iddiaların altını çiziyor. Yaklaşık 20 milyar dolar büyüklüğündeki 130’dan fazla fonu etkileyen gelişmelerin yatırım ortamını zorlaştırdığı belirtiliyor. Bu ekonomik kırılganlıklar, zaman zaman ülkemizdeki farklı sektörlerde yankı bulurken, fon vurgunlarına yönelik tepkiler gibi toplumsal olayların da gündemdeki yerini koruduğu görülüyor.
Güvenlik Mimarisi ve Jeopolitik Konumlanma
Avrupa Birliği’nin “Made in Europe” düzenlemesinin Türkiye’yi kapsam dışı bırakma riski, Türk otomotiv sanayisi için ciddi bir tehdit olarak tanımlanıyor. Pierini’ye göre Türkiye, güçlü ordusuna ve gelişen savunma sanayisine rağmen, Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisinde beklediği siyasi konumu tam olarak elde edemedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’nin dışlandığı bir güvenlik sisteminin eksik kalacağı yönündeki görüşleri hatırlatılırken, Ankara’nın Moskova ile olan yakın temaslarının Avrupa başkentlerinde bir “güvensizlik” unsuru olarak algılandığı ifade ediliyor.
NATO ve Stratejik Ortaklıklar
Buna karşın, Türkiye’nin NATO içerisindeki kritik rolü değişmiyor. Karadeniz’deki Montrö Sözleşmesi’nin uygulanması ve Ukrayna tahıl koridorundaki etkin rolü, Ankara’yı Batı için vazgeçilmez kılan unsurlar arasında. Öte yandan Türkiye’nin, yeni nesil askeri teknolojiler ve İHA/SİHA kullanımı gibi alanlarda attığı adımlar, bölgesel güç dengelerini doğrudan etkiliyor. Pierini, Türkiye’nin Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzaladığı “Mekke Paktı” gibi anlaşmaları, Ankara’nın NATO dışı tamamlayıcı güvenlik ortaklıkları oluşturma arayışı olarak nitelendiriyor.
Son olarak, Libya ile deniz yetki alanları konusunda geliştirilen iş birliği, AB ve Mısır gibi aktörlerin dikkatini çekmeye devam ediyor. Analizde, Türkiye’nin dış politikasındaki bu çok boyutlu arayışların, Batılı müttefiklerin çıkarlarıyla nasıl bir uyum yakalayacağının önümüzdeki dönemin en önemli sorusu olduğu vurgulanıyor.




