Türkiye, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan 2026-2030 dönemi “Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı” çerçevesinde, yapay zeka alanında küresel düzeyde önemli bir aktör olma hedefiyle uluslararası işbirliği ve diplomasi stratejilerini belirledi. Bu kapsamlı plan, ülkenin yapay zeka ekosistemini güçlendirmeyi, teknolojik bağımsızlığını pekiştirmeyi ve uluslararası arenadaki rekabet gücünü artırmayı amaçlıyor. Ankara merkezli bu stratejik hamle, Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda kritik bir eşiği temsil ediyor.
Planın temel hedeflerinden biri, Türkiye’nin uluslararası platformlardaki yapay zeka gündemine aktif katkı sağlamaya devam etmesidir. Özellikle OECD Yapay Zeka İlkeleri, Küresel Yapay Zeka Güvenliği Ağı, Birleşmiş Milletler (BM) ve G20 gibi önemli platformlarda Türkiye’nin sesi daha güçlü duyulacak. Ayrıca, ISO/IEC, ITU ve UNESCO gibi standart ve etik yönetişim kuruluşlarının çalışmalarına teknik destek sunularak, küresel yapay zeka normlarının şekillendirilmesinde aktif rol alınacak. Bu sayede, Türkiye sadece bir teknoloji tüketicisi değil, aynı zamanda uluslararası yapay zeka politikalarının belirleyicisi olma yolunda ilerleyecek.
Uluslararası İşbirlikleri ve Hedef Pazarlar
Türkiye, yapay zeka alanında ikili ve bölgesel teknoloji ittifaklarını güçlendirmeyi öncelik olarak belirlemiştir. Bu çerçevede, veri anlaşmaları ve hesaplama kaynaklarının paylaşımına yönelik çerçeve anlaşmalar geliştirilecek. Bu tür anlaşmalar, özellikle büyük veri ve yüksek performanslı hesaplama gerektiren yapay zeka modellerinin geliştirilmesi ve uygulanması için kritik öneme sahip. Hedef pazarlarda Türkiye’nin yapay zeka ürünleri ve sektörel temel modelleri için karşılıklı tanıma ve uygunluk işbirliği mekanizmaları oluşturularak, Türk yapay zeka şirketlerinin küresel pazarlara erişimi kolaylaştırılacak. Bu bağlamda, Türkiye’nin teknoloji ihracatını artırma hedefiyle önemli adımlar atılacak.
Eylem planı, somut hedeflerle destekleniyor. 2027 yılı sonuna kadar en az 5 ülkeyle ikili yapay zeka işbirliği çerçeve anlaşması imzalanması, en az 3 uluslararası kurumla mutabakat anlaşması yapılması ve en az 3 hedef pazarda yapay zeka ürün ve model ihracatına yönelik karşılıklı tanıma veya uygunluk işbirliği başlatılması hedefleniyor. Bu hedefler, Türkiye’nin yapay zeka diplomasisini güçlendirme ve küresel teknoloji ağlarına entegrasyonunu hızlandırma kararlılığını gösteriyor. Bu süreçte, bakanlık düzeyindeki görüşmeler ve diplomatik temaslar büyük önem taşıyacak.
Veri Güvenliği ve Bölgesel Yayılım
Uluslararası işbirliklerinin başarısı sadece imzalanan anlaşmalarla sınırlı kalmayacak. Her işbirliğinde teknik çalışma grubu, ortak test protokolü, karşılıklı tanıma mekanizması, ortak proje çağrısı, veri ve hesaplama paylaşımı çerçevesi veya ihracatı kolaylaştıran somut çıktılar aranacak. Elde edilen sonuçlar, yıllık ilerleme raporlarıyla titizlikle izlenecek. Veri ve hesaplama paylaşımında ise Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), uluslararası veri koruma yükümlülükleri, veri egemenliği, karşılıklılık, ulusal güvenlik, ticari sır ve fikri mülkiyet ilkeleri titizlikle gözetilecek. Bu hassasiyet, yapay zeka ile hesap bölüşmede veri gizliliği endişelerinin önüne geçmek için kritik.
Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), D8 ve bölgesel ortaklarla kapasite geliştirme programları yürüterek güvenilir yapay zeka çözümlerinin bölgesel yayılımında köprü rolü üstlenecek. Bölgesel işbirlikleri, geniş kapsamlı çok taraflı programlardan önce sınırlı sayıda ülke ve somut kullanım senaryolarıyla pilot uygulamalarla başlayacak. İlk aşamada ortak dil teknolojileri, kamuda yapay zeka okuryazarlığı, tarım ve enerjide dar kapsamlı pilot uygulamalar başlatılacak, başarılı modeller çok taraflı platformlara taşınacak. Özellikle Türk dillerini kapsayan büyük dil modellerinin 2027 sonuna kadar üretim ortamına alınması hedefleniyor. Bu girişim, Türk dilinin dijital dünyadaki varlığını güçlendirecek ve yerel yapay zeka uygulamaları için temel oluşturacak. Bu bölgesel işbirlikleri, İran’dan ekonomik savaş çıkışı gibi bölgesel gerilimlerin gölgesinde, teknoloji ve işbirliği yoluyla istikrar ve kalkınmaya katkı sunma potansiyeli taşıyor.



