📝 470 kelime
🕐 Son Güncelleme: 07:21
Küresel dijital yayın platformlarının Türkiye pazarından elde ettiği devasa gelirler, beraberinde ciddi bir etik tartışmasını da getiriyor. Milyonlarca Türk abonenin cebinden çıkan paralarla Türkiye pazarında faaliyet gösteren bu dev şirketler, sundukları içeriklerde ülkemizin küresel imajını hedef alan “itibar suikastlarına” imza atmaya devam ediyor. Özellikle Netflix gibi platformların, Türkiye’yi tekinsiz ve güvenlik zafiyeti olan bir ülke gibi gösterme çabası, kamuoyunda büyük tepki topluyor.
Dünyanın birçok ülkesi, teknoloji devlerinin reklam gelirlerinden yerel medyaya pay ayırmasını sağlayan yasal düzenlemeleri hayata geçirirken, Türkiye’de bu şirketler yerel haberciliğe hiçbir katkı sunmadan büyük kazançlar elde etmeyi sürdürüyor. Ancak ekonomik sömürünün çok daha ötesinde bir sorun olan “algı yönetimi”, son dönemde yayınlanan belgesellerle zirveye ulaştı. Benzer şekilde, küresel ölçekte yaşanan krizler ve Rusya ve İran’dan Gizli Silah Projesi gibi haberler, uluslararası medyanın nasıl bir manipülasyon aracı haline gelebileceğini gözler önüne seriyor.
Esenboğa Havalimanı Üzerinden Kurgulanan Casusluk Hikayesi
Netflix’in “Instadocs” serisi kapsamında 4 Eylül’de yayına aldığı “The Decoy Plane” adlı yapım, Ankara Esenboğa Havalimanı’ndaki rutin diplomatik güvenlik protokollerini adeta bir casusluk kurgusuna dönüştürdü. Belgeselde, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye ziyareti sırasında gerçekleşen uçak değişimi operasyonu, sanki Türkiye’de büyük bir güvenlik zafiyeti yaşanıyormuş gibi aktarıldı. Türk makamlarının kusursuz lojistik desteğini “gizli bir kaçış” olarak pazarlayan Netflix, Türkiye’yi Orta Doğu’nun güvenilmez bir noktası gibi kodlamayı tercih etti.
Söz konusu belgeselde, havacılık hizmeti veren Turkish DO & CO araçlarının görüntüleri, sanki olağanüstü bir gerilim unsuruymuş gibi kurgulanarak izleyiciye sunuldu. Oysa gerçekte, bu operasyon tamamen Türk istihbaratı ve güvenlik birimlerinin eşgüdümüyle, uluslararası standartlara uygun şekilde gerçekleştirilmişti. Ancak Netflix, belgeselinde Türk tarafından tek bir yetkiliye veya uzmana dahi söz hakkı tanımayarak taraflı anlatısını pekiştirdi.
Ekonomik Sömürü ve İtibar Savaşı
Uzmanlar, bu tür yapımların “tarafsız belgesel” maskesi altında Türkiye’nin bölgesel gücünü ve güvenilirliğini zedelemeyi hedeflediğini belirtiyor. Benzer şekilde, Apple ve Google’dan Tartışmalı Adım haberinde olduğu gibi, dijital devlerin coğrafi ve siyasi gerçeklikleri kendi çıkarlarına göre manipüle etmesi, dijital platformların denetlenmesi gerekliliğini yeniden gündeme getirdi. Öte yandan, Dolar/TL Kuru Yükselişini Sürdürüyor gibi ekonomik gelişmelerin yaşandığı bir dönemde, Türkiye’nin küresel imajını hedef alan bu tür yapımlar, sadece kültürel değil, aynı zamanda ekonomik bir saldırı olarak da değerlendiriliyor.
Türkiye’den milyarlarca lira kazanan platformların, bu kazancın karşılığında düşmanca bir tutum sergilemesi, yerli ve milli dijital platformların önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Yetkililerin, bu tür manipülatif içeriklere karşı nasıl bir yaptırım uygulayacağı ise merak konusu.



