⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 362
🕐 Son Güncelleme: 04.09.2026 12:17
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Muğla’nın Milas ilçesindeki İkizköy, Karacahisar ve Çamköy sakinleri, topraklarının acele kamulaştırma kapsamına alınmasına karşı ortak bir açık mektup yayımladı.
- Köylüler, 7554 sayılı torba kanunla 679 parsel arazinin kamulaştırılmasını “enerji arz güvenliği” gerekçesiyle savunanlara tepki göstererek, bunun gerçek bir kamu yararı taşımadığını vurguladı.
- 16 Eylül’de görülecek duruşma öncesi seslerini duyurmaya çalışan bölge halkı, toprağın sadece mülk değil, bir yaşam biçimi olduğunu belirterek hukuki mücadelelerini sürdürüyor.
Muğla’nın Milas ilçesinde, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine kömür temini gerekçesiyle toprakları acele kamulaştırma kapsamına alınan İkizköy, Karacahisar ve Çamköy sakinleri, hak arama mücadelelerinde yeni bir safhaya geçti. Bölge halkı, 16 Eylül tarihinde görülecek kritik duruşma öncesinde yayımladıkları açık mektup ile kamuoyuna seslenerek, “Kamu yararı şirketlerin yararı değildir” mesajını verdi.
Toprak Sadece Bir Mülk Değildir
Yedi yılı aşkın süredir YK Enerji’nin maden faaliyetlerine karşı direnen köylüler, mektuplarında toprağın kendileri için taşıdığı derin anlamı ifade etti. Toprağın sadece tapudaki bir parsel numarası olmadığını vurgulayan bölge sakinleri; zeytin ağaçlarının, hayvan otlatılan alanların ve evlerinin, yani kurdukları hayatın bütünüyle yok edilmek istendiğine dikkat çekti. Bu süreçte yaşanan hak kayıpları, sadece tarımsal üretimle sınırlı kalmayıp 2026 Eylül ayı balıkları gibi yerel ekosistemin ve geçim kaynaklarının da tehdit altında olduğunu gösteriyor.
“Kamu Yararı” Tartışması
7554 sayılı torba kanunun ardından 679 parsel arazi için verilen acele kamulaştırma kararı, bölgede gerilimi tırmandırdı. Yetkililer kararı “enerji arz güvenliği” ile temellendirirken, köylüler bu durumu reddediyor. Mektupta, “Bir şirket kömür çıkarsın diye yüzlerce insanın toprağı gasp ediliyorsa, bunun neresi kamu yararı?” sorusu yöneltildi. Günümüzde enerji politikaları tartışılırken, ASELSAN’dan gövde gösterisi gibi teknolojik gelişmelerle Türkiye’nin savunma sanayii güçlenirken, yerel halkın kendi topraklarında “küçülmeye” zorlanması çelişkili bulunuyor.
Mücadele Sadece Akbelen İçin Değil
Köylülerin yayımladığı metinde, Akbelen’de yaşananların emsal teşkil edeceği uyarısı yapıldı. Eğer bugün Akbelen’de yüzlerce dönüm arazi şirketlere devredilirse, yarın benzer uygulamaların Türkiye’nin dört bir yanındaki köylerde de hayata geçirileceği savunuluyor. Şirketlerin büyüme hedefleri uğruna köylünün geçim kaynağını kaybetmesine karşı çıkan bölge halkı, 16 Eylül’de mahkeme salonunda haklarını savunmaya devam edeceklerini belirtti.
Toplumsal vicdanın ve hukuk devletinin temel ilkelerinin hatırlatıldığı mektup, “Biz şirketler kazanırken köylünün toprağını kaybetmesine karşıyız” ifadeleriyle son buldu. Akbelen mücadelesi, yalnızca bir çevreci direniş değil, aynı zamanda mülkiyet hakkı ve kamu yararı kavramlarının yeniden tanımlanması gereken bir demokrasi sınavı olarak görülüyor.



