Gündem

Yargıda ‘Bana Göre Hukuk’ Dönemi: Müstehcenlik Dosyaları Katlandı!

Türkiye'de TCK 226 kapsamındaki müstehcenlik soruşturmaları son 10 yılda katlandı. Sanatçılar ve dijital platformlar hedefte. Detaylar haberimizde.

OKUMA AYARLARI
Yargıda 'Bana Göre Hukuk' Dönemi: Müstehcenlik Dosyaları Katlandı!
Yargıda 'Bana Göre Hukuk' Dönemi: Müstehcenlik Dosyaları Katlandı!
📍 Konum: İstanbul, Türkiye
⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 441
🕐 Son Güncelleme: 05.09.2026 23:19

📌 Öne Çıkan Başlıklar

  • Türkiye’de son 10 yılda Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 226. maddesi kapsamında açılan müstehcenlik soruşturma dosyaları katlanarak rekor seviyelere ulaştı.
  • Sanatçılar, hak savunucuları, dijital yayıncılar ve popüler dijital platformlar “genel ahlak” ve “müstehcenlik” suçlamalarıyla yoğun bir adli baskı altına alındı.
  • Hukukçular ve sivil toplum örgütleri, kanunda müstehcenlik kavramının net bir tanımının bulunmamasının keyfi kararlara ve sansüre zemin hazırladığını belirtiyor.

Türkiye’de son dönemde sanatçılardan hak savunucularına, dijital içerik üreticilerinden sosyal medya kullanıcılarına kadar uzanan geniş bir yelpazede art arda açılan müstehcenlik soruşturmaları, yargının kullandığı araçları yeniden tartışmaya açtı. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 226. maddesi bağlamında yürütülen işlemler, günden güne genişleyen bir sansür ve cezai yaptırım mekanizmasına dönüşmüş durumda. Ülke gündemini sarsan bu gelişmeler, tıpkı Üsküdar Belediyesi soruşturmasında şok yaratan operasyonlar gibi toplumun farklı kesimlerinde endişeyle takip ediliyor.

Sanatçılar ve Dijital Platformlar Hedefte

Ülke genelinde kamuoyuna yansıyan adli süreçler, denetim kararlarının ve cezai yaptırımların sanat ve ifade özgürlüğünü doğrudan hedef aldığını gösteriyor. Fotoğraf sanatçısı Bennu Gerede, trans kadın aktivist Janset Kalan, şarkıcı Mabel Matiz ve Manifest grubu üyeleri ile Hypers ajans kurucusu Tolga Akış gibi pek çok isim bu soruşturmaların merkezinde yer aldı. Sadece bireysel isimler değil; Netflix, BluTV, MUBI ve TOD gibi ulusal ve uluslararası dijital yayın platformları da “genel ahlak ve ailenin korunması” gerekçeleriyle baskı altına alındı. Bu tablo, uluslararası arenadaki gelişmelerle kıyaslandığında; örneğin Hürmüz Boğazı’nda tanker krizi gibi küresel ölçekli krizlerin yanı sıra iç hukukta da benzer bir sertleşme trendinin hâkim olduğunu ortaya koyuyor.

Son 10 Yılda Dramatik Artış: İstatistikler Ne Söylüyor?

Adalet Bakanlığı’nın resmi adli istatistikleri, TCK 226 kapsamında yürütülen işlemlerin son on yılda geçirdiği devasa dönüşümü gözler önüne seriyor. Cumhuriyet başsavcılıklarında 2015 yılında müstehcenlik suçundan verilen soruşturma kararı sayısı 7 bin 209 iken, bu rakam 2020 yılında yaklaşık 5.6 kat artarak 40 bin 479’a fırladı. 2025 yılı verilerine bakıldığında ise tablo çok daha vahim bir boyuta ulaştı; savcılıklara gelen toplam dosya sayısı 65 bin 695’i buldu. Bu dosyalar içerisinde tam 70 bin 163 şüpheli yer aldı.

Genel Ahlaka Karşı Suçlar (TCK 225-229) genel toplamında da benzer bir patlama yaşandı. 2015 yılında 32 bin 259 olan toplam karar sayısı, 2020’de 58 bin 713’e, 2025 yılında ise 87 bin 732 yeni dosyaya tırmandı. Mahkeme aşamasındaki yoğunluk da dikkat çekici; 2025 yılında ceza mahkemelerine intikal eden 45 bin 059 dosyada binlerce sanık yargılandı ve yüzlerce mahkûmiyet, beraat ile HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) kararı çıktı.

“Müstehcenliğin Net Bir Tanımı Yok” Eleştirisi

Hukukçular ve insan hakları savunucuları, TCK’nin 226. maddesinde çocukların korunmasına yönelik hükümler bulunmasına rağmen, kavramın kendisinin muğlak ve somut kriterlerden yoksun bırakıldığına dikkat çekiyor. “Bana göre hukuk” mantığıyla uygulanan bu soruşturmaların, ülkede ifade ve sanatsal yaratım özgürlüğünü kısıtlayan dolaylı bir sansür mekanizmasına evrildiği sıkça dile getiriliyor.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir