⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 390
🕐 Son Güncelleme: 06.09.2026 09:11
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İngiltere’de 1949-1976 yılları arasında, evlilik dışı çocuk sahibi olan 250 bin bekar anne, sistemli bir baskıyla bebeklerini evlatlık vermeye zorlandı.
- Dini örgütler ve sosyal hizmet uzmanları tarafından “anneliğe layık görülmeyen” kadınlar, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz bırakılarak bebeklerinden koparıldı.
- İngiltere hükümeti, yıllar süren sessizliğin ardından bu mağduriyet için resmi özür dileyerek sorumluluğun annelerde değil, sistemde olduğunu kabul etti.
İngiltere tarihinin en karanlık sayfalarından biri, BBC’nin “Çalınan Bebekler” adlı yeni belgeseliyle yeniden gün yüzüne çıktı. 1949 ile 1976 yılları arasında, toplumun ahlaki dayatmaları ve devletin gözetimindeki kurumların baskısıyla, yaklaşık 250 bin bekar anne bebeklerinden zorla koparıldı. Bu süreç, sadece bireysel bir trajedi değil, aynı zamanda dönemin sosyal yapısının bir dışavurumu olarak kabul ediliyor.
“Annelik Yetkisine Sahip Değilsiniz”
Hikayenin merkezindeki isimlerden biri olan Marion McMillan, 1966 yılında henüz 17 yaşındayken yaşadığı travmayı tüm çıplaklığıyla anlatıyor. İskoçya’dan Newcastle’daki bir doğum evine gönderilen McMillan, “Kapıdan içeri girdiğiniz an, size anne olmaya layık olmadığınız ve bebeğinizin elinizden alınacağı söyleniyordu” diyor. O dönemde, belediyelerde bağış krizi gibi yapısal sorunların tartışıldığı günlerden çok daha derin bir toplumsal çürüme, savunmasız kadınların üzerinde uygulanıyordu.
McMillan, doğum sırasında yaşadığı fiziksel şiddeti ve bebeğini tutabilmek için personele yalvardığı o anları şu sözlerle aktarıyor: “Lütfen bebeğimi yanımda tutmama yardım edin dedim, ama o çoktan gitmişti.”
Sınıfsal Bir Ayrımcılık: İşçi Sınıfı Anneler ve Orta Sınıf Aileler
Belgeselde konuşan bir diğer mağdur Ann Keen, yaşananların sadece dini bir tutuculuk olmadığını, aynı zamanda sınıfsal bir sömürü olduğunu vurguluyor: “Biz işçi sınıfından, evlenmemiş kızlardık ve doğurduğumuz bebekler orta sınıf kadınlar tarafından evlat ediniliyordu.” Bu durum, devletin ve dini kurumların, bebekleri “daha iyi şartlara” sahip ailelere aktarma bahanesiyle, genç annelerin temel insan haklarını ihlal ettiğini gösteriyor.
Toplumdaki kararsız seçmen rekoru gibi siyasi verilerin ötesinde, bu dram, İngiltere’nin sosyal dokusunda derin bir yara açtı. Yıllarca süren sessizlik, mağdur kadınların utanç duygusuyla toplumdan izole edilmesine neden oldu.
Devletin Geç Gelen Özrü
Temmuz ayında, görevden ayrılan Başbakan Keir Starmer, bu annelerden resmi olarak özür diledi. Starmer, “Utanç sizin değil, utanç bizim” diyerek, devletin bu süreçteki sorumluluğunu açıkça kabul etti. Ancak, on yıllar boyu süren ayrılıkların açtığı yaraların iyileşmesi pek mümkün görünmüyor.
Tarihçiler, bu dönemi Türkiye Google aramalarında zirvede yer alan diğer sosyal hak ihlalleriyle kıyaslayarak, kurumsal şiddetin ne kadar sistematikleşebileceğine dikkat çekiyor. Mağdur anneler, bugün hala kaybettikleri çocuklarının izini sürmeye ve geçmişle yüzleşmeye çalışıyor.



