⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 415
🕐 Son Güncelleme: 12.09.2026 11:55
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- 2026-2027 eğitim-öğretim yılı 7 Eylül itibarıyla yaklaşık 18 milyon öğrencinin katılımıyla Türkiye genelinde başladı.
- Veliler, kırtasiye, okul kıyafeti ve özellikle servis ücretlerindeki fahiş artışlar nedeniyle ciddi bir ekonomik darboğazla karşı karşıya.
- Eğitim-İş Sendikası, devletin “parasız eğitim” ilkesinin kağıt üzerinde kaldığını ve bir öğrencinin okula başlamasının maliyetinin 81 bin TL’ye ulaştığını belirtiyor.
Türkiye’de 2026-2027 eğitim-öğretim yılı, 7 Eylül sabahı çalan ders zili ile resmen başladı. T.C. Milli Eğitim Bakanlığı ve TÜİK verilerine göre, ilk ve ortaokul düzeyinde yaklaşık 10 milyon 886 bin, toplamda ise örgün öğretimde 17 milyon 956 bin öğrenci ders başı yaptı. Ancak okulların açılmasıyla birlikte öğrencilerin yaşadığı “okul sevinci”, yerini velilerin derin “ekonomik kaygısına” bıraktı.
Eğitim Giderleri Bütçeleri Zorluyor
Özellikle çok çocuklu aileler için okul masrafları, temel ihtiyaçların dahi önüne geçen bir yük haline geldi. Balıkesir’de yaşayan ve iki çocuk okutan veli Gülsün Süyün, bir çocuğun yıllık okul giderinin 30-35 bin TL bandına ulaştığını ifade ediyor. Süyün, okul masrafları konusunda yaşadıkları çaresizliği şu sözlerle özetliyor: “Servis ücretleri, kırtasiye kalemleri ve okul formaları aile bütçesini tüketiyor. Sadece servis için aylık 4 ila 10 bin TL arasında değişen rakamlar isteniyor.”
Parasız Eğitim Nerede?
Eğitim-İş Sendikası Genel Başkanı Kadem Özbay, devletin anayasal bir hak olan “parasız, erişilebilir ve nitelikli eğitim” yükümlülüğünü yerine getiremediğini savunuyor. Özbay, okullar arasındaki nitelik farkının aileleri daha uzak okullara yönlendirdiğini, bunun da servis maliyetlerini doğrudan artırdığını vurguluyor. Sendika verilerine göre, bir öğrencinin okula başlamasının toplam yıllık maliyeti 81 bin TL seviyelerine kadar çıkabiliyor.
Eğitimdeki bu tablo, tıpkı PISA 2025 sonuçlarında tartışılan özel kamp iddiaları gibi, eğitimde fırsat eşitliğinin ne kadar zedelendiğini gözler önüne seriyor. Veliler, modern eğitimden geri kalmamak için büyük bir mücadele verirken, sistemin yarattığı maliyet baskısı orta ve alt gelir grubundaki aileleri çaresizliğe sürüklüyor.
Modern Eğitim ve Gizli Maliyetler
Okulların verdiği kitapların yetersizliği nedeniyle ek kaynak kitaplara olan zorunlu yönelim, ailelerin üzerindeki kırtasiye yükünü daha da ağırlaştırıyor. Öte yandan, sadece okul masrafları değil, genel ekonomik göstergeler de ailelerin alım gücünü etkiliyor. Nasıl ki ABD bütçe açığı küresel ekonomiyi etkiliyorsa, yereldeki enflasyon da velilerin okul alışverişi yaparken “hangi ihtiyaçtan kısarım” hesabına girmesine neden oluyor.
Eğitim sistemindeki bu yapısal sorunlar, sağlıklı beslenme ve yaşam koşullarından ödün vermeden çocuk okutmaya çalışan aileleri, her geçen yıl daha da zorlu bir sürecin içine itiyor. Devletin sosyal devlet anlayışıyla bu krize nasıl bir çözüm bulacağı, önümüzdeki eğitim döneminin en büyük gündem maddesi olmaya aday.



