⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 475
🕐 Son Güncelleme: 13.09.2026 20:21
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Toplumda sıradanlaşan beden eleştirileri ve kilo yorumları, bireylerin gündelik iletişim alışkanlıklarının merkezinde yer almaya devam ediyor.
- Psk. Dr. Feyza Bayraktar, başkalarının görünüşü üzerinden yapılan değerlendirmelerin arka planında kişinin kendi beden kaygılarının yattığını belirtiyor.
- Sürekli eleştiriye maruz kalan bireylerde “öz-nesneleştirme” süreci tetiklenerek, bireyin kendi bedenini dışarıdan izlenen bir nesne olarak görmesine yol açıyor.
Günlük hayatta karşımızdaki insanı uzun süre sonra gördüğümüzde ilk kurduğumuz cümleler genellikle hal hatır sormaktan ziyade fiziksel değişimler üzerine kuruludur. “Kilo almışsın”, “Yüzün çok çökmüş” ya da “Biraz kilo versen harika olacaksın” gibi ifadeler, çoğu zaman kötü bir niyet barındırmıyormuş gibi masumca masaya sürülür. Rahatsız edici olan tam da budur; bir başkasının bedeni hakkında konuşmak, sosyal hayatın yazılı olmayan ama en yaygın kabul gören kurallarından biri haline gelmiştir.
Bu toplumsal alışkanlığın kökeninde yalnızca patolojik bir durum aranmamalıdır. Kimi zaman aileden devralınan kültürel bir dil devreye girer. Bazı evlerde kilo, saç, cilt rengi ve yaşlanma süreci hava durumundan farksız bir sıradanlıkla masaya yatırılır. Yorumu yapan kişi, karşısındaki insana adeta bir iyilik yaptığını veya onu “uyardığını” zannedebilir.
Beden Terazisi ve Görünmeyen Özne
Başka insanları incelerken veya eleştirirken aslında kendi iç dünyamızdaki teraziyi tartarız. Gündemdeki yoğunluk, son dönemde yaşanan Şam’da Yeniden İmar Fuarı: Türkiye ve Bölge Ülkeleri Buluştu gibi uluslararası gelişmelerle meşgul olsa da, bireysel ilişkilerde en alt metin her zaman bedensel kaygılardır. “O ne kadar kilo almış”, “Yaşına göre fena durmuyor” ya da “Kendini saldı” gibi cümlelerin gizli öznesi sıklıkla konuşulan kişi değil, cümleyi kuranın ta kendisidir.
Bu noktada bireyler kendi konumlarını, yaşlanma korkularını veya estetik kaygılarını karşısındaki kişinin bedeni üzerinden ölçmeye çalışır. Kilo bir irade testi, kırışıklıklar yetersiz özbakım, kaslı olmak ise üstün bir disiplin göstergesi olarak kodlanır. Bedeni sürekli bir karneye dönüştürmek, toplumun her kesiminde bireyleri farkında olmadan baskı altına sokar.
Body Shaming ve İçerideki Göz
Bir insanı bedeni üzerinden eleştirmek her zaman kıskançlık ya da kötü niyetle açıklanamaz. Çoğu zaman kendi kabul ettiğimiz dar kalıpları o kadar normalleştiririz ki, onları başkalarına dayatmayı bir müdahale olarak bile görmeyiz. Ancak bu durum, İstanbul Metrosunda Kış Tarifesi Başlıyor: 512 Yeni Sefer! haberiyle duyurulan toplu taşıma yoğunluğu gibi zihinsel bir kalabalık yaratır. Karşı tarafa söylenen basit bir cümle, o kişinin zihninde günlerce hatta yıllarca yankı bulabilir.
Söylenen sözler tekrarlandıkça birey, kendi bedenini içeriden hissedilen bir yaşam alanı olarak değil, dışarıdan bakan bir gözün denetlediği bir görüntü olarak algılamaya başlar. Barbara Fredrickson ve Tomi-Ann Roberts’ın nesneleştirme kuramı tam da bu tehlikeye dikkat çeker. Zamanla “Nasıl hissediyorum?” sorusu tarihe karışır ve yerine “Nasıl görünüyorum?” endişesi geçer.
Benzer şekilde spor dünyasındaki gelişmeler, örneğin A Milli Erkek Voleybol Takımı İsviçre’yi 3-0 Geçti! gibi başarılar fiziksel disiplinin önemini farklı bir boyuta taşısa da, günlük hayattaki estetik terörün aklanması için bir bahane olamaz. Bedenlerimiz birer sergi malzemesi ya da eleştiri tahtası değildir.



