⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 460
🕐 Son Güncelleme: 16.09.2026 22:36
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İstanbul Üniversitesi’nin geçmiş yıllarda kaybolduğu iddia edilen binlerce nadir eseri ve Darülfünun mühürlü kitapları yeniden Türkiye’nin gündemine oturdu.
- Suçlamaların merkezinde yer alan eski rektör Kemal Alemdaroğlu ve rektör yardımcısı Nur Serter’in kitapları doğrudan çöpe attığına dair somut bir envanter veya soruşturma bulunmuyor.
- Uzmanlar, olayın bilinçli bir imhadan ziyade, seminer kitaplıklarının merkezi bir yapıda toplanması sırasındaki yetersiz denetim ve kontrolsüz nakliyeden kaynaklandığını belirtiyor.
İstanbul, Türkiye — Türkiye’nin en köklü eğitim kurumlarından biri olan İstanbul Üniversitesi bünyesindeki kayıp kitap tartışmaları yıllardır bitmek bilmeyen bir polemik olarak karşımıza çıkıyor. Her birkaç senede bir benzer cümlelerle ve aynı iddia çerçevesinde ele alınan olay, bu kez de kamuoyunun en çok konuştuğu başlıklar arasında yer alıyor. Ancak suçlamaların arka planı incelendiğinde, iddiaların somut belgelere değil, büyük ölçüde varsayımlara dayandığı görülüyor.
Kitaplar Nasıl Piyasaya Çıktı?
İstanbul Üniversitesi ve Darülfünun mühürlü binlerce nadide eserin sahaf ile koleksiyonerlerin eline geçmesi sürecinde yaşananlar, iddia edildiği gibi planlı bir imha politikasını değil, idari bir operasyonun eksikliklerini işaret ediyor. Bu eserlerin yaklaşık 4 bin 500 adedi yıllar sonra İBB tarafından satın alınarak Atatürk Kitaplığı’na kazandırıldı. Buna rağmen, kitapların üniversiteden kim tarafından, hangi yöntemle ve hangi tutanakla dışarı çıkarıldığına dair resmi bir soruşturmanın yapılmamış olması dikkat çekiyor.
Gündeme gelen bu tarihi karmaşa, tıpkı ekonomide ve piyasalarda yaşanan ani dalgalanmalar gibi şaşkınlık yaratırken, bazen vatandaşlar günlük hayatın koşturmacası içinde farklı krizlerle de yüzleşebiliyor; nitekim tıpkı Aksaray’da Toz Fırtınası Dehşeti: Zincirleme Kazada 16 Yaralı olayında olduğu gibi krizlerin aniden patlak vermesi toplumsal hafızada benzer bir şok etkisi yaratıyor.
Hedefteki İsimler: Alemdaroğlu ve Serter
Tartışmalar her alevlendiğinde iki isim doğrudan hedef tahtasına oturtuluyor: 1997-2005 yılları arasında rektörlük yapan Kemal Alemdaroğlu ile 1998-2004 yılları arasında rektör yardımcısı olan Nur Serter. Dönemin yönetim anlayışı çerçevesinde, fakültelerdeki dağınık “seminer kitaplıklarının” yer sıkıntısı sebebiyle kapatılması ve binlerce eserin tek bir merkezi yapıda toplanması kararlaştırıldı. Odalardaki binlerce kitap kolilere doldurularak çeşitli depolara sevk edildi.
Bu süreçte yaşanan nakil karmaşası, tıpkı Sanayi Yolunu Unutturan En Güvenilir 5 Otomobil Markası araştırmasında olduğu gibi doğru planlama ve güvenilir altyapının ne denli hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Denetimsiz ve hızlı yürütülen taşıma operasyonu, eserlerin bir kısmının kaybolmasına zemin hazırladı.
“Çöpe Atıldı” İddiasının Aslı
Tartışmanın fitilini ateşleyen isimlerden yazar Murat Bardakçı ile Beyazıt Kütüphanesi Genel Müdürü Ramazan Minder, yaptıkları açıklamalarda rektörlerin kitapları bizzat çöpe attığına dair bir tanıklıklarının olmadığını net bir şekilde ifade ediyor. Vurgulanan temel husus; kararın o dönemde alındığı, ancak çok hızlı yürütülen süreçte sayım yapılmadığı, denetimin yetersiz kaldığı ve koruma tedbirlerinin zayıf olması sebebiyle eserlerin piyasaya saçıldığı yönünde.
Olayın siyasi bir boyut kazanarak “28 Şubat zihniyeti Osmanlı eserlerini çöpe attı” şeklinde sunulması ise dönemin karmaşık siyasi atmosferi üzerinden yürütülen ideolojik bir kurgu olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, ortada idari bir ihmal ve denetimsizlik olduğunu, ancak bunun bilinçli bir ideolojik imha kampanyası olarak lanse edilmesinin gerçeği yansıtmadığını ısrarla vurguluyor.



