⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 443
🕐 Son Güncelleme: 21.09.2026 12:44
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Ukrayna ve Gazze başta olmak üzere dünya genelindeki çatışmalarda binlerce yıllık kültürel miras alanları sistematik olarak hedef alınarak yok ediliyor.
- Aktivistlerin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (ICC) yaptığı başvurulara ve uydu kanıtlarına rağmen, siyasi irade ve yargı yetkisi eksikliği nedeniyle hiçbir devlet görevlisi yargılanmadı.
- Uzmanlar, yasal çerçevenin kağıt üzerinde kaldığını, geçmişi ve kimlikleri silinen halkların ise adalet arayışında yalnız bırakıldığını belirtiyor.
Dünya genelinde yaşanan çatışmalar sadece insan hayatını ve şehirleri altüst etmekle kalmıyor; insanlığın ortak hafızasını temsil eden kültürel hazineleri de hedef alıyor. Ukrayna, geçtiğimiz aylarda tarihin en yoğun hava saldırılarından birini geride bırakırken, Kiev, Mikolaiv ve Odessa gibi kritik şehirler ağır bir yıkımla karşı karşıya kaldı. Sadece can kayıpları ve fiziksel yıkım değil, aynı zamanda UNESCO koruması altındaki tarihi yapılar da bu barbarlıktan nasibini alıyor.
Ukrayna Kültür Bakanlığı’nın paylaştığı veriler, trajedinin boyutunu gözler önüne seriyor. Yalnızca bir ay içinde Odessa dahil 148 kültürel miras alanı hasar gördü veya tamamen silindi. 19. yüzyıldan kalma tarihi yapılar birer birer tarihe gömülürken, benzer manzaralar uluslararası tepkilere yol açan Orta Doğu coğrafyasında da tüm acı hakikatiyle hissediliyor. Gazze’deki bin yıllık Gazze Ulu Camii’nin (Büyük Ömer Camii) bir saldırıyla yerle bir edilmesi, halkların sadece bugününün değil, geçmişinin de nasıl hedef alındığının en net kanıtı olarak kayıtlara geçti.
Kanıt Var, Siyasi İrade Yok
Peki, tarihin bu şekilde yağmalanması ve yok edilmesi karşısında uluslararası toplum neden sessiz? Kültürel öneme sahip binaların yıkımından sorumlu olanların cezalandırılmamasının arkasında yatan temel nedenler neler? Çeşitli sivil toplum kuruluşları ve aktivist gruplar, yaşanan bu kültürel kıyım nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (ICC) sayısız suç duyurusunda bulundu. Ancak günümüze kadar bu ihlallerle ilgili somut bir iddianame dahi hazırlanabilmiş değil.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki Tehlike Altındaki Arkeoloji projesinde kıdemli araştırmacı olarak görev yapan Bijan Rouhani, mevcut yasal çerçevenin kağıt üzerinde güçlü göründüğünü ancak pratikte tamamen işlevsiz kaldığını vurguluyor. Rouhani duruma ilişkin şu çarpıcı tespiti yapıyor: “Bu suçtan dolayı hiçbir devlet görevlisi yargılanmadı. Kanıt artık engel değil. Uydu görüntüleri, uzaktan algılama ve izleme ekiplerimiz var. Engel yargı yetkisi ve siyasi irade.” Bu durum, küresel siyasetin kilit isimleri arasındaki çıkar çatışmalarının adaletin önüne nasıl set çektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Geçmişi Yok Edilen Toplumların Geleceği Olmaz
Sadece Ukrayna veya Gazze değil; Sudan, Lübnan, Yemen ve İran gibi çatışma hatlarının merkezindeki pek çok ülkede de benzer alarm zilleri çalıyor. Tarihsel süreç içerisinde binlerce farklı medeniyete ev sahipliği yapmış bu coğrafyalarda yaşayan insanlar, kimliklerinin ve hafızalarının silinmesini endişeyle izliyor. Gazze’de antika ve el sanatları satan Tareq Ebu Dayyeh’in dile getirdiği gibi: “Geçmişiniz yok olduğunda, bugününüz de olmaz.”
Savaşların gölgesinde kaybolan sadece taş binalar, camiler veya kiliseler değil; insanlığın ortak mirası ve kültürel çeşitliliğidir. Uzmanlar, uluslararası hukukun esnetilmediği ve siyasi çıkarların bir kenara bırakılmadığı sürece bu cezasızlık döngüsünün devam edeceği konusunda uyarıyor.



