⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 415
🕐 Son Güncelleme: 21.09.2026 09:49
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Türkiye, son 20 yılda Afrika kıtasında yürüttüğü çok yönlü diplomasi ile çatışan tarafları uzlaştıran kilit bir arabulucu güce dönüştü.
- Somali-Etiyopya arasındaki “Ankara Süreci” gibi girişimlerle, tarafların egemenlik haklarına saygı temelinde diplomatik çözümler üretiliyor.
- Türkiye, tarafların tamamıyla konuşabilme yeteneği sayesinde BM misyonlarına katkı sunmanın ötesine geçerek, yerel krizlerde çözümün merkezi haline geldi.
Türkiye, 2005 yılında Afrika Birliği (AfB) nezdinde elde ettiği gözlemci statüsünden bugüne, kıtadaki varlığını stratejik bir ortaklık seviyesine taşıdı. 2008 yılında ilan edilen “Afrika’nın stratejik ortağı” vizyonu, sadece ekonomik ve ticari faaliyetlerle sınırlı kalmayarak, barış ve güvenlik mimarisinin de merkezine yerleşti. Günümüzde Ankara, Afrika’nın kronikleşmiş çatışmalarında tarafları aynı masada buluşturan en güvenilir arabulucu aktör olarak öne çıkıyor.
Arabuluculuk Diplomasisinde Yeni Bir Model
Afrika Koordinasyon ve Eğitim Merkezi (AKEM) Araştırmacısı Dr. Alioune Aboutalib Lo, Türkiye’nin son 20 yılda kıtadaki barış faaliyetlerini “klasik diplomasi yöntemlerinin çok ötesinde” olarak tanımlıyor. Türkiye’nin en büyük avantajı, bir çatışmanın tarafı olan tüm aktörlerle aynı anda iletişim kanallarını açık tutabilmesi. Bu durum, Ankara’yı kıtada benzersiz bir “kolaylaştırıcı” konuma getiriyor.
Türkiye, BM bünyesinde Sierra Leone’deki barış süreçlerinden, MINUSCA ve MONUSCO gibi kritik barış gücü misyonlarına kadar geniş bir yelpazede görev alıyor. Ancak Ankara’nın asıl başarısı, ikili düzeyde yürüttüğü “Ankara Süreci” gibi somut diplomatik girişimlerde gizli. Nitekim dünyada BM Zirvesi gibi küresel krizler yaşanırken, Türkiye’nin Afrika’daki sessiz ama etkili diplomasisi örnek teşkil ediyor.
Somali-Etiyopya Örneği ve Ankara Bildirisi
Türkiye’nin arabuluculuk kapasitesinin en somut göstergesi, Somali ile Etiyopya arasındaki gerilimi dindirme çabalarıdır. Temmuz 2024’te başlayan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde zirveye ulaşan süreç, 11 Aralık 2024’te imzalanan “Ankara Bildirisi” ile taçlandı. Bu bildiri, tarafların birbirlerinin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyacağını teyit eden tarihsel bir metin olarak kayıtlara geçti.
Uzmanlar, Türkiye’nin bu başarısının arkasında yatan temel unsurların; güvene dayalı ilişkiler, ekonomik iş birliği ve tarafsız bir kolaylaştırıcı kimliği olduğunu belirtiyor. Türkiye, sadece barış masası kurmuyor, aynı zamanda tarafların yeni ekonomik veriler ve kalkınma hedefleriyle birbirine bağlanmasını sağlayarak barışın kalıcılığını hedefliyor.
Bölgesel İstikrar ve Gelecek Projeksiyonu
Batı Afrika ve Sahel bölgesi, terör ve güvenlik açıkları nedeniyle giderek daha karmaşık bir yapıya bürünürken, Türkiye’nin bu bölgedeki ülkelerle kurduğu askeri ve diplomatik ilişkiler, istikrarın korunması adına kritik bir denge unsuru oluşturuyor. Ankara’nın yaklaşımı, sadece sorunu bastırmak değil, kök nedenlerini analiz ederek sürdürülebilir bir diyalog ortamı oluşturmaktır.
Türkiye’nin Afrika politikası, kıtanın kendi sorunlarını kendi dinamikleriyle çözmesi için gerekli olan “alanı” açmakla kalmıyor, aynı zamanda küresel sistemin tıkanan noktalarında da çözüm üretebileceğini kanıtlıyor.



