Kültür Sanat

Sanat Felaketi mi Arzuluyor? Ayşegül Sönmez ile Yeni Sezona Bakış

Ayşegül Sönmez, yeni sanat sezonunda felaketlerin bir arzu nesnesine dönüşümünü sorguluyor. Modern çağın sanatla olan karanlık bağını keşfetmeye hazır olun.

OKUMA AYARLARI
Sanat Felaketi mi Arzuluyor? Ayşegül Sönmez ile Yeni Sezona Bakış
Sanat Felaketi mi Arzuluyor? Ayşegül Sönmez ile Yeni Sezona Bakış
📍 Konum: İstanbul, Türkiye
⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 428
🕐 Son Güncelleme: 24.09.2026 10:20

📌 Öne Çıkan Başlıklar

  • Ayşegül Sönmez, yeni sanat sezonuna girerken çağdaş sanatın felaketlerle kurduğu karmaşık ve karanlık ilişkiyi mercek altına alıyor.
  • Yazar, güncel sanatın artık felaketleri anlatan bir araç olmaktan çıkıp, bizzat felaketin kendisine dönüştüğü eleştirisini öne çıkarıyor.
  • Dijital çağda felaketin bir “arzu nesnesi” haline geldiğini savunan Sönmez, izleyicinin bu yıkımı seyretme iştahını sorgulayan bir tartışma başlatıyor.

Yeni bir sanat sezonunun kapısındayız. Salonların dolacağı, tartışmaların alevleneceği ve kolektif hafızanın yeniden inşa edileceği günlere yaklaşırken, sanat dünyası derin bir vicdani ve estetik sorgulama ile karşı karşıya. Sanat eleştirmeni Ayşegül Sönmez, yeni sezona girerken sorduğu “Felaket bir arzu nesnesi olabilir mi?” sorusuyla, güncel sanatın ve izleyicinin felaketle olan mahrem bağını cesurca masaya yatırıyor.

Sanatın Felaketle İmtihanı: Bir Arzu Nesnesi mi?

Sönmez’e göre sanat dünyası artık sadece dışarıdaki felaketleri anlatmakla yetinmiyor; ne yazık ki sanatın kendisi bir felakete dönüşüyor. İnsanlığın teknolojik devrimlerle tanrıların alet çantasını ele geçirdiği bir çağda, aklımızın bu hıza yetişemediği aşikâr. Ekolojik yıkımlar, savaşlar ve eşitsizlikler karşısında sadece seyirci kalmakla yetinmiyoruz; bu yıkımı bir arzu nesnesi haline getiriyoruz. Tıpkı Meta’nın yapay zeka asistanı ile yaşanan krizlerde olduğu gibi, teknoloji ve insan arasındaki sınır bulanıklaştıkça, felaketleri izleme iştahımız da artıyor.

Dijital Ekranlarda Felaket Seyirciliği

Sönmez, felaketle olan ilişkimizi “uzaktan bakış”tan “dokunma arzusu”na uzanan bir süreç olarak tanımlıyor. Sosyal medya akışlarında savaşları, yangınları ve ekonomik çöküşleri izlerken, önce dehşete düşüyoruz. Ancak ardından gelen o tuhaf merak duygusu, bizi ekranın başına çiviliyor. Bir görüntüyü daha uzun süre izlemek, sesini açmak ve felaketin ayrıntılarına odaklanmak; artık sadece gözün değil, elin de sürece dahil olduğu bir “tahrik” haline dönüşüyor. Günümüzde sanatın işlevi, bu dijital voyörizm karşısında bir duruş sergilemek mi, yoksa bu felaket estetiğine teslim mi olmak?

Bu süreç, tıpkı toplumun genelindeki diğer krizler gibi, bir tür ekonomik dalgalanmalar veya sosyal gerilimler gibi kaçınılmaz bir döngüye girmiş durumda. Sanat, bu döngüde bir ayna görevi mi görüyor, yoksa felaketi besleyen bir yakıt mı oluyor?

Çağdaş Sanatın Akıbeti

Ayşegül Sönmez, Çağdaş Sanat Var Mı? kitabında sorduğu sorularla, sanatın sadece bir fikirden ibaret kalıp kalmadığını sorgulayanlara rehberlik ediyor. Yeni sezonda yoksulluk, iklim krizi ve politik baskı gibi konular yine salonların başköşesinde olacak. Ancak Sönmez, sanatçıların ve izleyicilerin bu klişelerin ötesine geçip geçemeyeceğini merak ediyor. Sanatın felaketi arzulamayı öğrenen bir topluma karşı nasıl bir direnç geliştireceği, önümüzdeki sezonun en kritik tartışma konusu olmaya aday.

Sonuç olarak, felaketle aramızdaki o karanlık bağ koparılmadığı sürece, sanatın iyileştirici gücünden bahsetmek oldukça güç. Sönmez’in de dediği gibi, “İnsan önce alışıyor, sonra da felaketini arzulamayı öğreniyor.” Bu kısır döngüden çıkış yolu, sanatın bir “tahrik unsuru” olmaktan kurtulup, yeniden “anlam arayışı”na odaklanmasından geçiyor.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir