⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 436
🕐 Son Güncelleme: 29.09.2026 14:05
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün 20. yılı onuruna Pera Müzesi’nde “Cumhuriyetin Kamera Arkası” sergisi ziyarete açıldı.
- Sergi, 1920’lerden 1950’lerin başlarına kadar uzanan süreçte gazetelerde yayımlanmayan, “kusurlu” bulunan ham negatifleri ve basın fotoğrafçılığının görünmeyen yüzünü ele alıyor.
- İdil Çetin ve Ahmet Ersoy’un küratörlüğünü üstlendiği koleksiyon, geleneksel sergi anlayışının dışına çıkarak ziyaretçilere dönemin gündelik hayatına dair yepyeni bir perspektif sunuyor.
İstanbul, Türkiye — Kültür sanat dünyasının kalbinin attığı metropolde, geçmişin tozlu sayfaları yepyeni bir bakış açısıyla yeniden aralanıyor. Pera Müzesi, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün (İAE) 20. yılı kapsamında oldukça sıra dışı ve merak uyandıran bir sanat olayına ev sahipliği yapıyor. Erken Cumhuriyet dönemi İstanbul’unun gündelik hayatını, sokaklarını ve basın fotoğrafçılığının mutfağını gözler önüne seren “Cumhuriyetin Kamera Arkası” sergisi kapılarını sanatseverlere açtı.
Küratörlüğünü İdil Çetin ve Ahmet Ersoy’un üstlendiği bu özel seçki; Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu bünyesinde yer alan, 90 bini aşkın negatiften oluşan zengin Basın Fotoğrafları Arşivi’ne dayanıyor. 1920’lerden 1950’lerin başlarına uzanan geniş bir zaman dilimini kapsayan sergi, izleyicileri tek tip bir tarih anlatısından uzaklaştırarak dönemin tanıklarıyla baş başa bırakıyor.
Gazete Sayfalarına Girmeyen “Kusurlu” Kareler
Serginin en dikkat çekici yönü, hiç şüphesiz çıkış noktası olan materyallerin niteliği. Geleneksel sergi küratörlüğünde çoğunlukla göz ardı edilen, teknik açıdan kusurlu bulunan, aynı olayın birkaç saniye öncesini ya da sonrasını yansıtan ve dönemin gazetelerinde asla yayımlanmayan negatifler bu kez başrolde. Küratörler Çetin ve Ersoy, yaklaşık iki yıl süren arşiv çalışmalarında bu “kusurlu” ve basılmamış karelerle karşılaşmanın kendileri için büyük bir heyecan kaynağı olduğunu ifade ediyor.
Arşivin sadece estetik açıdan kusursuz fotoğraflardan ibaret olmadığını belirten küratörler, fotoğraf üretim sürecinin tamamını görünür kılmayı amaçladıklarını vurguluyorlar. Tıpkı kültür sanat dünyasında olduğu gibi, farklı alanlardaki sıra dışı yaşam öyküleri de her daim ilgi çekiyor; nitekim geçmişin izlerini sürmek bazen ATM’leri soyan ve müzeleri dolandıran dahi hırsızın hayatı gibi bambaşka tarihi ve kriminal hikayeleri de gün yüzüne çıkarabiliyor.
Deneysel Tasarım ve Gazete Formatı
Serginin mimari ve görsel tasarım sürecinde de son derece yenilikçi bir yol izlendi. Küratörler, fotoğrafları salt “güzel” oldukları için seçmek yerine, arşivin kendi içindeki organik bağları ve örüntüleri takip ettiler. Zaman içinde bu fotoğrafların adeta dönemin gazete sayfalarını andıran dinamik gruplar oluşturduğu fark edildi ve sergi kurgusu bu gazete formatı üzerine inşa edildi.
Öte yandan, şehrin günlük temposu ve iklim koşulları da bu tarz kültürel etkinlikleri doğrudan etkiliyor. Bilindiği üzere megakentte dönemsel olarak yaşanan hava muhalefetleri, örneğin İstanbul’da sağanak alarmı: Yağışlar ne zaman bitecek? sorularını beraberinde getirse de, sanatseverler bu tür uluslararası standartlardaki sergilere akın etmekten geri durmuyor.
Erken Cumhuriyet döneminin bastırılmış ya da unutulmuş anlarını, amatör ruhunu ve profesyonel fotoğrafçılığın laboratuvar ortamını gözler önüne seren bu sergi, başkent ve çevresindeki sanat izleyicileri tarafından uzun süre konuşulacağa benziyor.



