⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 436
🕐 Son Güncelleme: 02.10.2026 10:50
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016’daki şüpheli ölümü sonrası, olay yerinde bulunan cep telefonunun izine ulaşılamaması üzerine soruşturma başlatıldı.
- Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, telefonun muhafaza sürecinde “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” iddiasıyla iki şüpheli hakkında iddianame hazırladı.
- Şüphelilerin, tereke işlemleri sırasında teslim aldıkları telefonu daha sonra yapılan aramalarda polise teslim etmedikleri ve cihazın akıbetinin belirsiz olduğu tespit edildi.
Türkiye siyasi tarihinin dikkat çeken isimlerinden biri olan eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016 tarihinde Beykoz’daki çiftliğinde hayatını kaybetmesi, üzerinden yıllar geçmesine rağmen yeni bir hukuki süreçle yeniden gündeme geldi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, merhum bakanın ölümüne ilişkin kritik bir delil olan cep telefonunun kaybolmasıyla ilgili hazırlanan iddianame kabul edildi.
Kayıp Delil: Cep Telefonunun Gizemli Yolculuğu
Olayın yaşandığı dönemde, Denizolgun’un vefatıyla ilgili başlatılan soruşturmada, olay yerinde bulunan cep telefonu üzerinde parmak izi incelemesi yapılmıştı. İncelemenin ardından cihaz, Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dosyasına eklenmişti. Ancak tereke işlemleri süreciyle birlikte telefonun izi adeta buharlaştı. İstanbul Anadolu 13. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararıyla, içerisinde telefonun da bulunduğu eşyalar Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş’e teslim edildi.
Bu süreçte yaşananlar, tıpkı Türkiye’de Yapay Zeka Devrimi gibi toplumsal ve teknolojik bir titizlikle takip edilse de, adli delillerin korunması noktasında ciddi bir zafiyet oluştuğu iddianameye yansıdı. Tanık olarak ifadesi alınan avukat Abdurrahim Çelik, tereke eşyalarını bir çuval içerisinde teslim aldığını, içeriğini kontrol etmediğini ve Hilmi Tuna Kuriş’in yönlendirmesiyle eşyaları Kısıklı’daki eve götürerek teslim ettiğini beyan etti.
İddianamede Dikkat Çeken “Suç Delillerini Yok Etme” Suçlaması
Telefonun akıbeti, Ankara’da yürütülen bambaşka bir soruşturma kapsamında Hilmi Tuna Kuriş’in ikametinde yapılan aramalarla tekrar gün yüzüne çıktı. Yapılan arama tutanaklarında cihazın bulunamadığı kayda geçti. Cihazın IMEI bilgileri üzerinden yapılan sorgulamalar sonuçsuz kalırken, savcılık makamı durumu “Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme” suçu kapsamında değerlendirdi.
Savcılık tarafından hazırlanan iddianamede, Hilmi Tuna Kuriş’in telefonu kendisinin teslim aldığını kabul ettiği, ancak cihazın şu an nerede olduğuna dair somut bir açıklama getiremediği vurgulandı. Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş ise tereke eşyalarıyla şahsen ilgilenmediğini savunarak suçlamaları reddetti. Bu hukuki süreç, tıpkı Hacıosmanoğlu’na Şok Suçlama haberinde olduğu gibi, kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve detayları merakla beklenen bir dava dosyasına dönüştü.
Hukuki Süreç Nasıl İlerleyecek?
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, sanıkların TCK 281/1 maddesi uyarınca cezalandırılmasını talep ediyor. Delillerin karartılması veya yok edilmesi, yargılamanın en kritik noktalarından birini oluşturuyor. Özellikle bir devlet adamının ölümü gibi hassas bir dosyada, delil niteliği taşıyan bir dijital cihazın ortadan kaybolması, mahkemenin üzerinde duracağı en önemli başlık olacak. Gündemdeki diğer Ankara trafiğine dev çözüm haberleri gibi, bu dava da yakından takip edilmeye devam edecek.



