⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 431
🕐 Son Güncelleme: 02.10.2026 10:18
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Gazze’deki askeri operasyonlar nedeniyle uluslararası arenada tecrit baskısı yaşayan İsrail, Avrupa’daki aşırı sağcı siyasi hareketlerle stratejik iş birliği arayışına girdi.
- İsrail hükümeti, geçmişte mesafeli durduğu Avrupa’daki radikal sağ partilerle “Müslüman göçü” ve “antisemitizmle mücadele” gibi ortak paydalarda buluşuyor.
- Diplomatlar ve uzmanlar, bu yakınlaşmanın İsrail’e kısa vadede meşruiyet sağlasa da ülkenin uluslararası imajına ve değerlerine zarar verebileceği konusunda uyarıyor.
Gazze’deki savaşın ardından uluslararası toplumda artan yalnızlaşma baskısıyla karşı karşıya kalan İsrail hükümeti, dış politikasında radikal bir dönüşüme gidiyor. Başbakan Binyamin Netanyahu yönetimi, Batılı merkez ülkelerinden gelen eleştirileri dengelemek amacıyla Avrupa’daki radikal sağ hareketlerle ilişkilerini derinleştirme kararı aldı.
Stratejik Bir “Kaldıraç” Olarak Aşırı Sağ
İsrail hükümeti, geleneksel müttefiklerinin Gazze’deki askeri harekatı eleştirmesini “Yahudi düşmanlığı” olarak nitelendirerek, bu söylemi Avrupa’daki aşırı sağcı figürlerle kurduğu diyaloğun merkezine yerleştiriyor. Özellikle Fransa, Avusturya ve İngiltere gibi ülkelerdeki radikal yapılarla kurulan bu yeni bağlar, Tel Aviv’in yalnızlaşan dış politikasında bir tür “kaldıraç” işlevi görüyor.
Bu süreç, tıpkı fon mağdurlarına müjde niteliğindeki ekonomik düzenlemelerin kamuoyundaki karşılığı gibi, İsrail iç siyasetinde de sağ seçmeni konsolide etmeyi amaçlıyor. İsrail Antisemitizmle Mücadele Bakanı Amichai Chikli, Fransa’da Ulusal Birlik lideri Jordan Bardella’ya yönelik suçlamalara karşı çıkarak, onu “Avrupa’da Hamas’a karşı en net seslerden biri” olarak tanımladı. Bu tavır, İsrail’in ideolojik bir eksen kayması yaşadığının en somut göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor.
Tarihi Tabular Yıkılıyor
Geçmişte İsrail, kökleri Nazizm’e dayanan veya aşırı sağcı söylemleriyle bilinen partilere karşı oldukça mesafeli bir tutum sergiliyordu. Örneğin, 2000 yılında Avusturya’da FPÖ’nün hükümete girmesi üzerine Viyana Büyükelçisi’ni geri çeken İsrail, günümüzde bu partiyle ilişkileri normalleştirme yoluna gitti. Bakan Chikli, FPÖ lideri Herbert Kickl’in antisemitizmle mücadele taahhüdünü “tarihi bir dönüm noktası” olarak nitelendirerek, pragmatizmin ideolojinin önüne geçtiğini kanıtladı.
Öte yandan, yaşanan bu diplomatik hareketlilik tıpkı Trump’ın savaş açıklamaları gibi küresel piyasalarda ve jeopolitik dengelerde yeni tartışmaları beraberinde getiriyor. Uzmanlar, İsrail’in bu hamlesinin ABD’nin Orta Doğu’daki enerji tesisleri üzerindeki güvenliği ve bölge istikrarını nasıl etkileyeceğini yakından izliyor.
Uzmanlar Ne Diyor?
İsrail’in eski Berlin Büyükelçisi Jeremy Issacharoff, bu gelişmeleri endişeyle takip eden isimlerden biri. Issacharoff, aşırı sağcı oluşumların “antisemitik bagajlarından” kurtulmak için İsrail’i bir meşruiyet aracı olarak kullandığını belirtiyor. AFP’ye konuşan eski diplomat, “Bu işten ne kazandıklarını görebiliyorum; fakat İsrail açısından bu durum değerlerine ve uluslararası konumuna büyük zarar veriyor” uyarısında bulunuyor.
Sonuç olarak, İsrail’in Avrupa’daki aşırı sağla kurduğu bu ittifak, kısa vadede Netanyahu hükümetine diplomatik bir nefes alanı sağlasa da, uzun vadede ülkenin Batı dünyasındaki demokratik müttefikleriyle olan bağlarını koparma riski taşıyor.



