⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 374
🕐 Son Güncelleme: 04.10.2026 10:38
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- 1961 yılında İstanbul Ahırkapı açıklarında parçalanmış bir erkek cesedi bulundu; ilk incelemeler gemi pervanesinin kazaya yol açtığı yönündeydi.
- Bir hafta sonra yapılan kayıp başvurusu ve 18 yaşındaki İsmail’in itirafları, olayın bir kaza değil, planlı bir cinayet olduğunu ortaya çıkardı.
- Katil zanlısı, cesedi denize taşırken sandalcıyı “içinde kokmuş bir keçi var” diyerek kandırdığını itiraf etti; olay Türk kriminoloji tarihine geçti.
İstanbul, 1961 yılının Temmuz ayında sıradan bir yaz gününü yaşarken, Ahırkapı açıklarından gelen bir haber şehri dehşete düşürdü. Deniz yüzeyinde fark edilen insan parçaları, dönemin sınırlı adli tıp imkanlarıyla incelenmeye başlandı. İlk bulgular, cesedin başı ve uzuvlarının eksik olması nedeniyle, talihsiz şahsın bir vapur veya yük gemisinin pervanesine kapılarak parçalandığı yönündeydi. O dönemde Antalya’da şok kundaklama gibi olaylar kamuoyunu sarsarken, bu gizemli deniz olayı da uzun süre “kazara ölüm” dosyası olarak raflarda bekledi.
“Kokmuş Keçi” Yalanı ile Başlayan Cinayet
Adli Tıp incelemesinde cesedin boğularak öldüğü kanaatine varılması, cinayet şüphesini neredeyse tamamen ortadan kaldırmıştı. Ancak bir hafta sonra emniyete yapılan bir kayıp başvurusu, tüm soruşturmanın seyrini değiştirdi. Polis, kayıp şahsın son görüştüğü kişileri mercek altına aldığında, 18 yaşındaki İsmail isimli bir gencin şüpheli hareketleri dikkat çekti. Sorgu sırasında gelen itiraf ise, olayın aslında ne kadar soğukkanlı bir şekilde kurgulandığını gözler önüne serdi.
İsmail, cesedi denize taşımak için bir sandalcı ile anlaştığını, sepetler ve bir bidon içinde taşıdığı ceset parçaları için sandalcıya “içinde kokmuş bir keçi var” diyerek yalan söylediğini itiraf etti. Bu basit ama etkili yalan, katilin cesedi denizin derinliklerine bırakmasını sağlamıştı.
Adli Tıp ve Polis Soruşturması
Olayın aydınlatılma süreci, dönemin dedektiflik yöntemleri açısından bir ders niteliği taşıyordu. Günümüzde OpenAI eski yöneticisinden uyarı gibi teknolojik ve yapay zeka odaklı güvenlik tartışmaları sürerken, 1961 yılının imkanlarıyla bir cinayetin “kaza” süsü verilerek örtbas edilmeye çalışılması, suç dünyasının ne kadar yaratıcı olabileceğini gösteriyordu. Ancak polisin ısrarlı takibi ve kayıp şahsın yakınlarının dikkati, failin yakalanmasını sağladı.
Türk Kriminoloji Tarihinde İz Bırakan Olay
Bu vahşet, sadece bir cinayet vakası değil, aynı zamanda o dönemde Bitlis’te kasabın sadık dostu gibi masum haberlerin yanında, toplumun karanlık yüzünü de temsil eden bir dönüm noktası oldu. Cesedin gemi pervanesi tarafından parçalandığına dair ilk “yanılgı”, aslında katilin cinayeti gizlemek için kullandığı en büyük kozdu. Ancak gerçekler, her zaman olduğu gibi gün yüzüne çıktı.



