⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 391
🕐 Son Güncelleme: 04.10.2026 13:35
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Eski Ulaştırma Bakanı Denizolgun’un 2016 yılındaki şüpheli ölümüne dair yürütülen soruşturmada, Adli Tıp Kurumu tarafından “yok” denildiği iddia edilen otopsi videosu, fethi kabir kararı alındığı gün bulundu.
- Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, otopsi videosunun olmadığını bildiren 3 Adli Tıp görevlisi hakkında “kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği” suçlamasıyla dava açtı.
- Soruşturma süreci, delillerin gizlenmesi veya yok edilmesi şüpheleri üzerinden derinleştirilirken, tarihsel gerçeklerin üzerinin örtülmesi çabaları kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Türkiye siyasi tarihinin en çok tartışılan dosyalarından biri olan eski Ulaştırma Bakanı Denizolgun’un 2016 yılında Beykoz’daki çiftliğinde gerçekleşen ölümü, aradan geçen 10 yıla rağmen gizemini korumaya devam ediyor. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ve derinleştirilen soruşturmada, olayın aydınlatılmasını sağlayacak kilit öneme sahip otopsi videolarının “yok” denilerek saklandığı veya göz ardı edildiği ortaya çıktı.
“Yok” Denilen Deliller Fethi Kabir Kararıyla Gün Yüzüne Çıktı
Soruşturma süreci, 2026 yılının başında ivme kazandı. Başsavcılık, 24 Şubat 2026 tarihinde Adli Tıp Kurumu’na resmi bir yazı göndererek 2016 yılına ait otopsi görüntülerinin akıbetini sordu. Adli Tıp Kurumu ilk etapta sadece fotoğrafların bulunduğunu beyan etti. Ancak savcılığın ısrarlı takibi neticesinde, 1 Haziran’da gönderilen CD içerisinden 145 adet fotoğraf çıktı. Fakat otopsiye dair video kayıtları hala kayıptı.
16 Temmuz 2026 tarihli resmi yazıda Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi, video kaydının olmadığını bir kez daha yineledi. Ancak soruşturmanın seyri, Denizolgun’un mezarının açılmasına (fethi kabir) karar verildiği 18 Ağustos günü dramatik bir şekilde değişti. Kurum, daha önce “yok” dediği görüntülerin aslında mevcut olduğunu bildirdi ve flash bellek ile CD’ye aktarılan kayıtları savcılığa teslim etti. Bu durum, yargı süreçlerindeki şeffaflık tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Kamu Görevlilerine “Resmi Belgede Sahtecilik” Davası
Yaşanan bu gelişme üzerine Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, gerçeğe aykırı beyanda bulunan görevliler hakkında harekete geçti. Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi Başkan Vekili İsmail Çoban, zabıt kâtibi Çağdaş Köse ve fotoğrafhanede görevli Samet Çalışkan’ın ifadeleri alındı. İfadelerde, otopsi videosunun varlığının bilinçli olarak saklandığına dair güçlü şüpheler oluştu.
Savcılık, üç görevli hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 204/2. maddesi uyarınca “kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği” suçlamasıyla kamu davası açtı. Ayrıca, kurum içerisinde bu kişilere yönelik idari soruşturma başlatıldığı ve kınama cezası uygulandığı öğrenildi. Hatırlatmak gerekir ki, geçmişte yaşanan benzer adli vakalar, delil bütünlüğünün korunmasının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Denizolgun’un ölümüne ilişkin yürütülen bu süreç, sadece bir bakanın ölümünü değil, aynı zamanda adli tıp süreçlerinde delil yönetiminin nasıl manipüle edilebileceğine dair çarpıcı bir örnek teşkil ediyor. 19 Ağustos’ta gerçekleştirilen fethi kabir işleminin ardından beklenen bilirkişi raporu, dosyanın seyrini tamamen değiştirebilir.



