⏱️ Okuma Süresi: 3 dk
📝 Kelime: 524
🕐 Son Güncelleme: 04.10.2026 14:21
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Dünya Nükleer Endüstrisi’nin 2026 durum raporuna göre, 2025 yılında güneş enerjisi küresel ölçekte ilk kez nükleer reaktörlerden daha fazla elektrik üretti.
- Çin ve Hindistan gibi dev ekonomiler, nükleerden elde ettikleri elektriğin katbekat fazlasını rüzgâr ve güneşten sağlamaya başladı.
- Nükleer enerjinin küresel elektrik üretimindeki payı son 45 yılın en düşük seviyesi olan yüzde 8,8’e gerilerken, kapatılan reaktör sayısı devreye alınanları geçti.
Küresel enerji piyasalarında tarihi bir eşik geride bırakıldı. Dünya Nükleer Endüstrisi’nin 2026 durum raporuna (WNISR2026) göre, 2025 yılında güneş enerjisi küresel ölçekte ilk kez nükleer reaktörlerden daha fazla elektrik üretti. Uzmanlar bu gelişmeyi “enerji tarihinde dönüm noktası” olarak nitelendirirken, fosil yakıtlardan ve nükleerden uzaklaşma sürecinin hız kazandığına dikkat çekiyorlar.
Rüzgâr enerjisinin de hesaba katılmasıyla birlikte, bu iki yenilenebilir enerji teknolojisinin toplam elektrik üretimi, nükleer santrallerin üretim kapasitesinin iki katını geride bıraktı. Rakamlar, enerji politikalarındaki bu köklü değişimin sadece çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve stratejik boyutlarını da gözler önüne seriyor. Öyle ki, dünyada yaşanan bu teknolojik ve sistemsel dönüşüm tıpkı otomobilde ezber bozan değişimler gibi enerji sektöründe de alışkanlıkları tamamen altüst etti.
Yenilenebilir Enerji Aradaki Farkı Açıyor
Raporun en çarpıcı bulgularından biri de üretim artış hızlarındaki devasa uçurum oldu. 2025 verilerine göre, güneş enerjisinden üretilen elektrik yüzde 30 oranında artış gösterirken, rüzgâr enerjisindeki artış yüzde 8 olarak kayıtlara geçti. Buna karşılık, nükleer santrallerden üretilen elektrik miktarındaki artış sadece yüzde 1’de kaldı. Küresel nükleer kapasite hafif bir gerileme yaşarken, 2025 yılında kapatılan reaktör sayısı devreye alınanların sayısını aştı.
Bu gelişmeler sonucunda nükleerin küresel elektrik üretimindeki payı, yüzde 0,14 puanlık marjinal bir düşüşle yüzde 9’dan yüzde 8,8’e geriledi. Söz konusu oran, son 45 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçerken, 1996 yılında yakalanan yüzde 17,5’lik tarihi zirvenin de yaklaşık yarısına denk geliyor.
Çin Nükleerden 120 Kat Fazla Güneş Enerjisi Kurdu
İstanbul’daki değerlendirme toplantısında konuşan raporun koordinatörü ve yayıncısı Mycle Schneider, nükleer sektörün algısı ile sahadaki somut gerçekler arasındaki devasa uçuruma dikkat çekti. Schneider, “Nükleer enerji programını önemli ölçüde genişleten tek ülke olan Çin, geçtiğimiz yıl nükleer enerji kapasitesindeki artışın 120 katı kadar yeni güneş enerjisi kapasitesini devreye aldı. Dünya nüfusunun üçte birini oluşturan Çin ve Hindistan’ın her biri, bugün nükleer santrallerden elde ettikleri elektriğin beş katından fazlasını rüzgâr ve güneş enerjisinden üretiyor” ifadelerini kullandı.
Öte yandan küresel çapta enerji güvenliği ve arz tedariki tartışmaları sürerken, ülkelerin stratejik hamleleri de hız kesmiyor. Tıpkı enerji piyasalarındaki bu devasa dönüşüm gibi, stratejik sektörlerde de krizler peşi sıra geliyor. Örneğin, teknoloji ve çip kaçakçılığı skandalları gibi küresel ölçekli olaylar, ülkelerin kritik altyapı güvenliğini yeniden gözden geçirmesine neden oluyor.
Rusya’nın Nükleer Sektördeki Rolü ve Yaptırımların Etkisi
Litvanya’nın Vilnius kentindeki Bellona Vakfı’nın Nükleer Danışmanı ve raporun yazarlarından Dmitry Gorchakov ise Rusya’nın nükleer pazarındaki mevcut konumunu değerlendirdi. Gorchakov, Rusya’nın yurt dışındaki nükleer santral inşası ve nükleer yakıt tedarikindeki hâkimiyetini sürdürdüğünü, 2025 yılında AB, ABD ve Çin’e zenginleştirilmiş uranyum ihracatını artırdığını belirtti.
Buna karşın, Moskova’ya yönelik uluslararası yaptırımların Rosatom’un (Rusya devlet enerji kuruluşu) Türkiye ve Macaristan’dakiler de dâhil olmak üzere çeşitli yurt dışı projelerinde ciddi operasyonel sorunlara ve gecikmelere yol açtığı vurgulandı. Yaşanan bu aksaklıklar, şirketin yurt dışı gelirlerinin on yıl içinde ilk kez gerilemesine neden oldu.



