⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 402
🕐 Son Güncelleme: 04.10.2026 13:02
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- 2025 yılı verilerine göre, küresel ölçekte güneş enerjisinden üretilen elektrik miktarı, tarihte ilk kez nükleer reaktörlerin toplam üretimini geride bıraktı.
- Rüzgâr ve güneş enerjisinin toplam elektrik üretimi, nükleer santrallerin üretim kapasitesinin iki katına ulaşarak yenilenebilir enerjide yeni bir dönemi başlattı.
- Nükleer enerjinin küresel elektrik üretimindeki payı son 45 yılın en düşük seviyesi olan yüzde 8,8’e gerilerken, güneş enerjisi yatırımları hızla büyümeye devam ediyor.
Küresel enerji piyasalarında dengeler kökten değişiyor. Dünya Nükleer Endüstrisi’nin 2026 durum raporuna (WNISR2026) göre, 2025 yılı enerji tarihinde bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçti. Yenilenebilir enerji teknolojilerinin yükselişi, nükleer santrallerin geleneksel hakimiyetini sarsarken, güneş enerjisi küresel ölçekte ilk kez nükleer reaktörlerden daha fazla elektrik üretmeyi başardı.
Yenilenebilir Enerji Nükleeri İkiye Katladı
Raporda yer alan verilere göre, sadece güneş enerjisi değil, rüzgâr enerjisi de hesaba katıldığında, bu iki yenilenebilir kaynak nükleer santrallerin toplam üretiminin iki katına ulaştı. Elektrik üretimindeki yıllık artış oranları, nükleer enerjiyle yenilenebilir teknolojiler arasındaki makasın hızla açıldığını ortaya koyuyor. Öyle ki, güneş enerjisinden üretilen elektrik bir önceki yıla göre yüzde 30 oranında artış gösterirken, nükleer santrallerdeki artış yalnızca yüzde 1 seviyesinde kaldı.
Bu büyük dönüşüm, Avrupa’nın enerji dönüşümünde dev hamle olarak nitelendirilen şebeke yatırımlarıyla da destekleniyor. Yenilenebilir kaynaklara yönelim sadece batı dünyasıyla sınırlı kalmıyor; dünya nüfusunun üçte birini oluşturan Çin ve Hindistan gibi devler de nükleer yerine güneş ve rüzgâra öncelik veriyor.
Çin Faktörü ve Nükleer Sektördeki Durgunluk
Raporun koordinatörü Mycle Schneider, nükleer sektörün gerçekleri ile kamuoyundaki algısı arasındaki uçuruma dikkat çekerek çarpıcı bir örnek veriyor: “Nükleer enerji programını en çok genişleten ülke olan Çin, geçtiğimiz yıl nükleer enerji kapasitesindeki artışın tam 120 katı kadar yeni güneş enerjisi kapasitesini devreye aldı.”
Dünya genelinde 2025 yılında devreye alınan yeni reaktör sayısından daha fazla sayıda reaktörün kapatılması, nükleer enerjinin geleceğine dair soru işaretlerini artırıyor. Nükleer enerjinin toplam elektrik üretimindeki payı, 1996 yılındaki yüzde 17,5’lik zirvesinden yüzde 8,8’e kadar gerileyerek son 45 yılın en düşük seviyesine indi. Öte yandan Türkiye’deki enerji stratejileri ve çevresel projeler de yakından izleniyor. Örneğin, doğanın korunması adına gerçekleştirilen yüzyıllık anıt ağaçlara akustik tomografi ile yapılan taramalar gibi teknolojik yenilikler, sürdürülebilir bir gelecek için umut veriyor.
Rusya’nın Nükleer Sektördeki Rolü ve Yaptırımlar
Raporda, Rusya’nın nükleer yakıt tedarikindeki baskın rolü de ele alınıyor. Dmitry Gorchakov, Rusya’nın AB ve ABD’ye zenginleştirilmiş uranyum ihracatını artırdığını ancak yaptırımların Rosatom’un yurt dışı projelerinde ciddi gecikmelere yol açtığını belirtti. Türkiye ve Macaristan’daki nükleer projelerin de bu darboğazdan etkilendiği ve şirketin yurt dışı gelirlerinin on yıl sonra ilk kez düştüğü vurgulandı.



