Gündem

Vapur Pervanesi Sanıldı, Vahşet Çıktı: Kokmuş Keçi Yalanı!

1961'de Ahırkapı'da gemi pervanesinin parçaladığı sanılan cesedin arkasından korkunç bir cinayet çıktı. Sandalcıya söylenen yalan polisi harekete geçirdi.

OKUMA AYARLARI
Vapur Pervanesi Sanıldı, Vahşet Çıktı: Kokmuş Keçi Yalanı!
Vapur Pervanesi Sanıldı, Vahşet Çıktı: Kokmuş Keçi Yalanı!
📍 Konum: İstanbul, Türkiye
⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 480
🕐 Son Güncelleme: 04.10.2026 10:03

📌 Öne Çıkan Başlıklar

  • Madde 1: 1961 Temmuz ayında İstanbul Ahırkapı açıklarında denizden başı, kolları ve bacakları kesilmiş halde bir erkek cesedi çıkarıldı.
  • Madde 2: İlk adli tıp incelemelerinde kişinin suda boğularak öldüğü ve cesedinin vapur pervanesi tarafından parçalandığı değerlendirilerek cinayet ihtimali ikinci plana atıldı.
  • Madde 3: Bir hafta sonra yapılan kayıp başvurusu üzerine derinleştirilen soruşturmada 18 yaşındaki bir şüphelinin itirafıyla, cesedin iki sepet ve bir bidon içinde sandalcıya “kokmuş keçi” denilerek denize atıldığı ortaya çıkarıldı.

İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi’nin kesişim noktası olan Ahırkapı açıklarında 24 Temmuz 1961 tarihinde yaşanan olay, Türkiye kriminoloji tarihine en sarsıcı faili meçhul dosyalarından biri olarak geçti. Deniz yüzeyinde fark edilen parçalanmış insan bedenine ait uzuvlar, güvenlik güçlerini ve adli makamları harekete geçirdi. Denizden çıkarılan ve başı, kolları ile ayakları bulunmayan erkek cesedi, ilk anda deniz trafiğindeki feci bir kazayı işaret ediyordu.

Adli Tıbbın İlk Yanılgısı: Kaza mı, Cinayet mi?

Olay yerinde yapılan ilk incelemelerin ardından tali uzuvları eksik olan talihsiz beden, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Uzmanların hazırladığı ilk raporda, maktulün suda boğularak yaşamını yitirdiği, ardından bölgeden geçen yoğun yolcu vapurları veya yük gemilerinden birinin pervanesine takılarak parçalandığı kanaatine varıldı. Bu adli değerlendirme neticesinde soruşturmayı yürüten ekipler cinayet ihtimalini arka plana iterek olayı bir deniz kazası olarak kayıtlara geçirdi.

Ancak denizden çıkarılan cesedin kimliğine dair hiçbir izin bulunmaması, soruşturmanın seyrini kilitledi. O dönemde emniyet genel müdürlüğü bünyesindeki asayiş ekipleri, İstanbul genelindeki kayıp ihbarlarını incelemeye alsa da ilk günlerde somut bir bulguya ulaşılamadı.

Kayıp İhbarı Soruşturmanın Yönünü Değiştirdi

Olayın üzerinden yaklaşık bir hafta geçtikten sonra polise yapılan resmi bir kayıp başvurusu, rafa kaldırılmak üzere olan dosyayı yeniden açtı. Kaybolan kişinin son görüştüğü yakın çevresini mercek altına alan dedektifler, şüphelerin 18 yaşındaki İsmail isimli genç üzerinde yoğunlaşmasını sağladı. Çapraz sorguya alınan şüpheli, polisin kararlı takibi karşısında daha fazla dayanamayarak korkunç gerçeği itiraf etmek zorunda kaldı.

Sorgu sırasında elde edilen detaylar, talihsiz adamın sanıldığı gibi bir vapur pervanesi yüzünden değil, tasarlanarak işlenen bir cinayete kurban gittiğini netleştirdi. Karada işlenen vahşi cinayetin ardından şüphelinin, delilleri karartmak adına cesedi parçalara ayırdığı tespit edildi.

“Kokmuş Bir Keçi Var” Yalanıyla Gizlenen Vahşet

İtiraf metnine yansıyan detaylara göre zanlı, maktulün bedenini parçaladıktan sonra iki ayrı sepet ve bir sac bidonun içine yerleştirdi. Dikkat çekmeden denize açılmak isteyen şüpheli, sahildeki bir sandalcıyla anlaştı. Sandalcının taşıdığı ağır ve kokulu sepetlerden şüphelenmesi üzerine soğukkanlılıkla “İçinde kokmuş bir keçi var, onu denize derinlere bırakacağım” yalanını söyledi.

Sandalcının durumu sorgulamamasından faydalanan zanlı, Ahırkapı açıklarına geldiğinde içi ceset parçalarıyla dolu sepetleri ve bidonu Marmara’nın serin sularına bıraktı. Zamanla deniz dibinde çözülen paketlerden serbest kalan beden parçaları su yüzeyine çıkınca, akıntı ve deniz hareketleri nedeniyle talihsiz adamın pervaneye takıldığı izlenimi doğdu.

Kentin hafızasında derin izler bırakan bu tarihi olay, yargı makamlarına sevk edilen sanığın tutuklanmasıyla son buldu. Geçmişte yaşanan benzer adli vakalar ve yargılama süreçleri, dönemin hukuk sisteminde ve kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, cinayet büro ekiplerinin dikkati sayesinde bir vahşetin daha üzeri kapatılamadı. Ağır ceza mahkemesinde yargılanan sanık hakkında verilen karar, o dönem cezaevleri müdürü ve infaz kurumları gözetiminde infaz sürecine dahil edildi.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir