⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 406
🕐 Son Güncelleme: 05.10.2026 11:36
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İsrail merkezli Makor Rishon gazetesi, Türkiye’nin savunma sanayisindeki hızlı yükselişini mercek altına alarak Ankara’nın Avrupa güvenliğindeki stratejik önemini vurguladı.
- Analizde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin NATO’nun en güçlü ikinci ordusu olduğu ve savunma ihracatındaki büyüme hızının küresel ölçekte dikkat çektiği belirtildi.
- Gazete, Tel Aviv yönetiminin endişelerine rağmen, Türkiye’nin dahil olmadığı bir güvenlik denkleminin Avrupa için imkansız olduğunu açıkça itiraf etti.
Türk savunma sanayisinin son yıllarda sergilediği baş döndürücü yükseliş, uluslararası arenada yankı bulmaya devam ediyor. İsrail’in etkili yayın organlarından Makor Rishon, kaleme aldığı kapsamlı analizde, Türkiye’nin artık sadece bir savunma sanayisi tedarikçisi değil, Avrupa güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir ana aktörü olduğunu ilan etti.
“Bir Senede Kazandıklarını Bir Haftada Elde Ediyorlar”
İsrail medyası, Ankara’nın savunma alanındaki teknolojik atılımlarını hayranlık ve şaşkınlıkla takip ediyor. Analizde, Türk savunma sanayisinin 2024 yılında yakaladığı yüzde 29’luk büyüme ivmesinin, 2025 yılında yüzde 48’lik devasa bir sıçramaya dönüştüğü vurgulandı. Gazete, bu hızı tanımlarken, “Ankara, geçmişte bir senede elde ettiği sonuçları bugün bir hafta gibi kısa bir sürede yakalıyor” ifadelerini kullanarak, Türk mühendisliğinin üretim kapasitesindeki çarpan etkisine dikkat çekti.
Dünya genelinde yaşanan jeopolitik krizler, pek çok ülkeyi savunma stratejilerini gözden geçirmeye zorluyor. Bu noktada, Microsoft Teams’de Deepfake Dönemi gibi teknolojik gelişmeler dijital güvenliği konuşmamıza neden olsa da, fiziksel sahadaki askeri güç dengeleri hala devletlerin bekası için birincil öneme sahip.
Stratejik Bir Ortak: Türkiye
SIPRI verilerine dayandırılan raporda, Türk savunma sanayisinin küresel ligde 11. sıraya yükseldiği ve dünya silah pazarından yüzde 1,8’lik bir pay aldığı belirtildi. Ankara’nın sadece bir “alıcı-satıcı” ilişkisi kurmadığı, aksine stratejik bir ortak olarak konumlandığına dikkat çekiliyor. Bu durum, Tahran’da Starlink Krizi gibi bölgesel gerilimlerin yaşandığı günümüzde, Türkiye’nin bölgedeki dengeleyici rolünü daha da pekiştiriyor.
Avrupa Güvenliğinde Türkiye Gerçeği
İsrail gazetesi, Tel Aviv yönetiminin Türkiye’nin artan etkisinden duyduğu endişeyi gizlemezken, rasyonel bir itirafta bulunmaktan da geri kalmadı: “Ankara’nın etki alanı sınırları aşmış durumda. Tel Aviv açısından olumlu görünmese de gerçeği teslim etmek gerek; Türkiye’nin yer almadığı bir denklemde Avrupa güvenliğini inşa etmek imkansızdır.”
Bu tespit, Türkiye’nin Romanya’ya gerçekleştirdiği savaş gemisi ihracatı gibi somut başarılarla destekleniyor. NATO ve AB üyesi bir ülkeye yapılan bu ihracat, Türk savunma sanayisinin Avrupa’nın göbeğinde kabul gördüğünün en net kanıtı olarak değerlendiriliyor. Türkiye, 355 bin muvazzaf personeli ve 378 bin yedek gücüyle, Bulgaristan Sınırındaki Yangın gibi bölgesel krizlerin çözümünde olduğu kadar, kıta güvenliğinin idamesinde de merkez üssü konumunda yer alıyor.



