⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 434
🕐 Son Güncelleme: 11.10.2026 12:13
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- DEM Parti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığı için gündeme gelebilecek Meclis oylamalarında “şartlı” bir tutum sergileyeceğini duyurdu.
- Parti yetkilisi Cengiz Çandar, destek kararının yeni anayasa çalışmaları ve Kürtlerin eşit vatandaşlık haklarını güvenceye alan yasal düzenlemelere bağlı olduğunu belirtti.
- Sürecin ilerlemesi için Selahattin Demirtaş gibi isimlerin özgürlüğüne kavuşması ve toplumsal güvenin tesis edilmesi kritik bir ön koşul olarak görülüyor.
Türkiye’nin siyasi gündemi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2028 seçimlerinde yeniden aday olabilmesi için atılması gereken yasal adımlarla şekillenmeye devam ediyor. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Meclis’te seçim kararı alınması yönündeki çağrısının ardından gözler, kilit konumdaki muhalefet partilerine çevrildi. Bu süreçte en çok merak edilen aktörlerden biri olan DEM Parti, konuya ilişkin net bir stratejik çerçeve çizdi.
Anayasa Değişikliği ve Vatandaşlık Tanımı Kritik Eşik
DEM Parti adına açıklamalarda bulunan Cengiz Çandar, Erdoğan’ın adaylığı için Meclis’te ihtiyaç duyulacak aritmetiğin, partilerinin talepleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti. Çandar, sadece bir adaylık oylaması değil, Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren yapısal değişikliklerin masada olması gerektiğini vurguladı.
Özellikle yeni anayasa tartışmalarına değinen Çandar, “Anayasanın 42. ve 66. maddeleri, yani vatandaşlık tanımı ve Kürtlerin eşit vatandaşlık haklarının önündeki engellerin kaldırılması bizim için kırmızı çizgidir. Ana dilde eğitim hakkı ve Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması gibi konularda somut adımlar atılırsa, o zaman destek konusunu değerlendirebiliriz,” ifadelerini kullandı. Bu yaklaşım, siyasi kulislerde “pazarlık değil, ilkesel duruş” olarak nitelendiriliyor.
Süreçte Güven Sorunu ve Demirtaş Vurgusu
Siyasetin bu yoğun trafiği içerisinde, 11 Ekim gündemini meşgul eden gelişmeler, sadece anayasal metinlerle sınırlı kalmıyor. Çandar, toplumsal barışın tesisi için mevcut güvensizlik ortamının aşılması gerektiğini belirtiyor. Bu noktada, Selahattin Demirtaş’ın cezaevi durumunu bir “güven testi” olarak tanımlayan Çandar, toplumsal mutabakatın sağlanabilmesi için hukuksuzlukların giderilmesinin öncelikli olduğunu savundu.
Ülke genelinde hukuk ve ekonomi alanındaki gelişmeler de dikkatle izleniyor. Örneğin, AB ile ilişkilerdeki son durum ve yargı süreçleri, siyasi partilerin birbirlerine olan güvenini doğrudan etkileyen unsurlar arasında yer alıyor. Hukuki süreçlerin şeffaflığı, partilerin “yeni anayasa” masasına oturup oturmayacağını belirleyen ana unsurlardan biri olmaya aday.
Siyasetin Geleceği ve Seçim Aritmetiği
Erdoğan’ın adaylığı için Meclis’te ihtiyaç duyulacak oylama, Türkiye’nin parlamenter aritmetiğinin de yeniden test edileceği bir zemin sunacak. Eğer AKP, ihtiyaç duyduğu çoğunluğu tek başına veya mevcut ittifakıyla sağlayamazsa, DEM Parti’nin tutumu belirleyici olacak. Ancak Çandar’ın da belirttiği gibi, “Eğer ihtiyaç duymayacaksa zaten sorun yok.” Bu ifade, DEM Parti’nin kendi ajandasını dayatmadan, ancak haklarından da vazgeçmeden bir “bekle-gör” politikası izleyeceğini gösteriyor.
Önümüzdeki günlerde, Ankara Barosu’ndaki seçimler gibi sivil toplumun nabzını tutan gelişmeler, siyasi iklimin yönünü tayin etmede önemli birer gösterge olmaya devam edecek.



