⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 485
🕐 Son Güncelleme: 13.10.2026 14:43
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Macaristan Parlamentosu, eski Başbakan Viktor Orban döneminde 2021 yılında yürürlüğe konulan “çocuk koruma” yasasındaki LGBTİ+ karşıtı hükümleri iptal etmek için salı günü oy kullandı.
- Yapılan oylamada tasarı 139’a karşı 51 oyla kabul edilirken, bu adım mayıs ayında göreve gelen Başbakan Péter Magyar dönemindeki ilk önemli yasal değişiklik olarak kayda geçti.
- Kabul edilen yeni düzenleme ile cinsel ve toplumsal cinsiyet çeşitliliğinin yasaklanması yerine, reşit olmayan bireylerin fiziksel ve zihinsel gelişimini korumaya odaklanıldı.
Budapeşte, Macaristan – Macaristan siyasetinde dönüm noktası niteliğinde bir gelişme yaşandı. Macaristanlı milletvekilleri, eski milliyetçi lider Viktor Orban döneminde 2021 yılında kabul edilen ve kamuoyunda büyük tartışmalara yol açan “çocuk koruma” yasasındaki LGBTİ+ karşıtı hükümleri kaldırmak üzere salı günü kritik bir oylama gerçekleştirdi. Parlamento, yasada kapsamlı değişiklikler öngören tasarıyı 139 oya karşı 51 oyla onayladı.
Bu karar, Avrupa Birliği yanlısı Başbakan Péter Magyar’ın mayıs ayında göreve gelmesinden bu yana, Orban döneminde azınlık topluluklarını hedef alan kısıtlamalarda atılan ilk somut ve önemli geri adım olma özelliği taşıyor. Uzmanlar ve siyasi kamuoyu araştırmaları ve seçmen tercihlerinin analizi doğrultusunda, bu hamlenin ülkenin iç siyaset dengelerini ve dış politikadaki konumunu yakından etkilemesi bekleniyor.
Yeni Düzenlemenin Kapsamı Ne Anlama Geliyor?
Parlamentodan geçen yeni düzenleme, çocukların erişebildiği mecralarda ve içeriklerde cinsel yönelim ile toplumsal cinsiyet çeşitliliğinin “tasvir edilmesini” veya “teşvik edilmesini” yasaklayan eski hükümleri tamamen ortadan kaldırıyor. Bunun yerine yasa, 18 yaşından küçükleri doğrudan “çocuğun fiziksel, zihinsel, duygusal veya ahlaki gelişimine ciddi zarar verebilecek” içeriklerden korumayı hedefleyen evrensel standartlara odaklanıyor.
Nisan ayında gerçekleştirilen genel seçimlerde elde ettiği ezici zaferle Orban’ın 16 yıllık iktidarına son veren Başbakan Péter Magyar, seçim kampanyası sürecinde doğrudan LGBTİ+ haklarına odaklanmamıştı. Ancak göreve geldikten sonra sergilediği uzlaşmacı yönetim anlayışı, Orban döneminden kalan ve ülkeyi uluslararası alanda izole eden politikaların değiştirilmesine zemin hazırladı.
Hak Örgütlerinden ve Muhalefetten Tepkiler
Ülkedeki sivil toplum kuruluşları ve insan hakları savunucuları kararı memnuniyetle karşıladı. Hatter Society adlı hak örgütünden Tamas Dombos, uluslararası ajanslara yaptığı değerlendirmede, topluluk içeriklerine yönelik erişim engellerinin kaldırılmasını “kesinlikle önemli ve olumlu bir adım” olarak nitelendirdi. Öte yandan, uluslararası ilişkiler uzmanları bu gelişmeyi Dünya Bankası Türkiye’de 21 Milyar Doları Aşın Sermaye Harekete Geçirdi türünden büyük küresel finansal ve diplomatik entegrasyon süreçlerine benzer şekilde, Macaristan’ın AB ile entegrasyonunu hızlandıracak bir hamle olarak değerlendiriyor.
Oylama öncesinde konuşan Başbakan Magyar, yapılan bu yasal değişikliklerin hakların iadesi anlamına gelmediğini, aksine cinsel yönelim gözetilmeksizin çocuk koruma kurallarının evrensel ilkeler doğrultusunda güçlendirildiğini savundu. Düzenlemenin temel amacının, Macaristan’ı Avrupa Birliği değerleri ve müktesebatıyla uyumlu hale getirmek olduğu vurgulandı.
Orban’ın Partisinden Sert Eleştiri
Eski Başbakan Viktor Orban’ın liderliğindeki Fidesz partisi ise oylamada ret oyu kullandı. Fidesz kanadı, mevcut hükümeti Avrupa Birliği’nden gelen siyasi baskılar karşısında boyun eğmekle ve yasanın “içini boşaltarak” toplumsal değerleri zayıflatmakla suçladı. Buna karşın, iktidardaki Tisza Partisi’nin parlamentoda sahip olduğu üçte iki oranındaki güçlü çoğunluk, tasarının muhalefetin en aza indirgenmiş desteğiyle dahi rahatlıkla yasalaşmasını sağladı.
Macaristan’da Orban yönetiminin izlediği politikalar, 2020 yılında trans bireylerin yasal cinsiyet kimliği tanınmasının yasaklanmasıyla başlamış ve aşamalı olarak sertleşmişti. Gerçekleşen son yasal revizyon, ülkenin iç hukuk sisteminde köklü bir zihniyet değişiminin başlangıcı olarak yorumlanıyor.



