⏱️ Okuma Süresi: 3 dk
📝 Kelime: 516
🕐 Son Güncelleme: 14.10.2026 00:36
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Brüksel’de yapılacak AB zirvesi öncesinde 58 Avrupa Parlamentosu üyesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM) ABD yaptırımlarına karşı korumak için ortak bir mektup kaleme aldı.
- Milletvekilleri, ABD yönetiminin kararlarını “yabancı bir gücün AB topraklarındaki bir kuruma saldırısı” olarak nitelendirerek “Engelleme Tüzüğü”nün devreye sokulmasını talep etti.
- Söz konusu girişim, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun UCM’ye yönelik yaptırım duyurularının ardından uluslararası siyasette yeni bir diplomatik gerilimin fitilini ateşledi.
Brüksel merkezli siyasi kulislerde hareketlilik devam ederken, uluslararası yargı organlarının geleceği üzerine yeni bir kriz tırmanıyor. Avrupa Parlamentosu (AP) bünyesindeki 58 milletvekili, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM) hedef alan ABD yaptırımlarına karşı Avrupa Komisyonu’na net bir tutum takınması için resmi çağrıda bulundu. Önümüzdeki günlerde gerçekleşecek kritik AB zirvesi öncesinde kaleme alınan mektup, Avrupalı liderlerin uluslararası hukuk ve kurumların korunması hususundaki sorumluluklarını bir kez daha gündeme taşıdı.
Avrupa Parlamentosu’ndan Ortak Mektup ve Sert Tepki
Politico’nun ulaştığı bilgilere göre, AP Ekonomik ve Parasal İşler Komitesi Başkanı, Sosyalistler ve Demokratlar Grubu üyesi Aurore Lalucq ile Avrupa Halk Partisi Grubundan Hollandalı parlamenter Dirk Gotink’in öncülük ettiği girişim, geniş bir siyasi destek gördü. Toplam 58 milletvekilinin imzasını taşıyan mektupta, ABD’nin UCM’ye yönelik yaptırım kararları son derece sert bir dille eleştirildi. Bu hamle, küresel çapta dengeleri sarsabilecek gelişmeleri beraberinde getirirken, benzer krizlerin diğer finansal ve sektörel alanlara yansımaları da yakından takip ediliyor. Örneğin geçmişte yaşanan küresel ekonomik dalgalanmalar ve iflas dalgaları, uluslararası siyasetteki bu tür krizlerin ticari hayata doğrudan etkilerini gözler önüne sermişti.
Milletvekilleri hazırladıkları metinde, Washington yönetiminin yaptırımlarını “yabancı bir gücün, AB topraklarındaki bir kuruma, Birliğin kendi finansal sistemini kullanarak saldırısı” şeklinde tanımladı. UCM’nin yaptırımların olumsuz sonuçlarından ve hukuki baskılardan korunması adına, Avrupa Birliği’nin elindeki tüm diplomatik ve ekonomik araçların acilen seferber edilmesi talep edildi.
“Engelleme Tüzüğü” Devreye Sokulsun Talebi
AP üyeleri tarafından imzalanan mektupta somut adımların atılması gerektiğinin altı çizildi. Bu kapsamda, AB şirketlerinin ABD yaptırımlarına uymasını yasal olarak engelleyen “Engelleme Tüzüğü” mekanizmasının bir an önce devreye sokulması istendi. Söz konusu koruma kalkanının, yaptırımlara ilişkin 180 günlük geçiş süresinin sona ermesiyle birlikte eksiksiz olarak uygulanması gerektiği vurgulandı.
Uluslararası alanda tansiyonu yükselten süreç, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıklamalarıyla ivme kazanmıştı. Rubio, UCM’nin eski yargıçlarından Güney Afrikalı hukukçu Navi Pillay’ın “2026 Nobel Barış Ödülü”nü kazanmasının ardından Mahkemeye yaptırım uygulama kararı aldıklarını duyurmuştu. ABD’nin UCM tarafından Amerikalıların yargılanmasına asla izin vermeyeceğini savunan Rubio, sert ifadeler kullanarak mahkemenin faaliyetlerine tepki göstermişti. Diğer yandan, dünya genelindeki diplomatik gelişmeler ve teknolojik iş birlikleri de bu süreçte hız kesmeden devam ediyor. Benzer şekilde, stratejik ortaklıklar ve yapay zeka alanındaki stratejik iş birlikleri gibi küresel ölçekli ortak projeler, ülkeler arası ilişkilerin çok boyutlu yapısını korumaya devam ediyor.
UCM ve Washington Arasındaki Yargı Krizi
Uluslararası Ceza Mahkemesi ile ABD arasındaki gerilim son dönemde tırmanış trendinde. Kasım 2024’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkaran UCM, Washington yönetiminin mutlak muhalefetiyle karşılaşmıştı. Kararın hemen ardından tepkisini gösteren Beyaz Saray, ağustos ayında UCM Başkanı Tomoko Akane’nin de aralarında bulunduğu üst düzey yargıç ve savcılara yaptırım uygulamaya başlamıştı. Avrupalı parlamenterlerin son girişimi, bu küresel güç mücadelesinde Brüksel’in uluslararası adaletin yanında durup duramayacağını test eden en önemli dönemeçlerden biri olarak değerlendiriliyor.



