⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 397
🕐 Son Güncelleme: 14.10.2026 05:08
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Türkiye’de “lekelenmeme hakkı”nın farklı gruplara farklı şekilde uygulandığına dair ciddi eleştiriler gündeme geldi.
- İktidarın fon vurguncularının isimlerini koruduğu, ancak muhalif belediye başkanlarını yargı kararı olmadan damgaladığı iddia ediliyor.
- Hukukçular, bu durumun anayasal bir hak olan lekelenmeme ilkesini zedelediğini ve çifte standart yarattığını belirtiyor.
Türkiye’de hukuk devleti ilkeleri ve temel insan hakları bağlamında kritik bir tartışma yaşanıyor. Anayasal bir güvence olan ve bireyin suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar itibarının korunmasını öngören “lekelenmeme hakkı”, son dönemde farklı gruplara farklı şekilde uygulanması nedeniyle eleştiri oklarının hedefinde.
Fon Vurguncuları ve Siyasi İsimler Arasındaki Farklılıklar
Kamuoyunda geniş yankı uyandıran tartışmaların merkezinde, borsada fon vurgunu yaptığı iddia edilen isimlerin kimliklerinin açıklanmaması yer alıyor. İktidar yetkilileri, bu kişilerin lekelenmeme hakkını gerekçe göstererek isimlerini saklı tutarken; muhalefet kanadı bu durumun bir çifte standart olduğunu savunuyor. Türkiye’de fon piyasalarında yaşanan vurgun iddiaları çerçevesinde, suç şüphesi altında olanların isimlerinin korunması, hukuki eşitlik ilkesiyle çelişiyor.
Öte yandan, CHP ve Yeni Parti bünyesindeki belediye başkanları ile belediye çalışanları söz konusu olduğunda durumun tamamen değiştiği gözlemleniyor. Muhalif siyasetçiler ve gazeteciler hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmamasına rağmen, kamuoyuna “hırsız” veya “rüşvetçi” gibi sıfatlarla sunulmaları, lekelenmeme hakkının bu kesimler için askıya alındığı yorumlarını beraberinde getiriyor. Bazı siyasi isimler hakkındaki rüşvet iddiaları ve yürütülen soruşturmalar, yargılama süreci tamamlanmadan sosyal ve siyasal damgalama süreçlerinin işletildiğini gösteriyor.
Yargılama Süreçlerinde Tutukluluk Esası Eleştiriliyor
Hukuk sistemindeki en temel prensiplerden biri olan “masumiyet karinesi”, yerini giderek “tutuklu yargılamanın esas, tutuksuz yargılamanın istisna olduğu” bir modele bırakıyor. Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın yargılanma sürecinde yaşanan tanık beyanları ve mahkeme diyalogları, bu durumun en somut örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Akpolat’ın, kendisine yönelik rüşvet iddiasında bulunan tanığın kendisini tanımadığını belirtmesi üzerine yaşadığı diyalog, yargılama süreçlerindeki tutarsızlıkları gözler önüne seriyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davası gibi geniş kapsamlı süreçlerde de benzer bir eğilim dikkat çekiyor. Belediye başkanlarının ve çalışanlarının yargı kararı beklenmeksizin damgalanması, anayasal güvence altındaki hakların kişiye veya siyasi görüşe göre esnetildiği iddialarını güçlendiriyor. Fon düzenlemeleriyle ilgili yasal süreçler devam ederken, hukuk devletinin temel taşı olan eşitlik ilkesinin korunması tüm toplumun beklentisi haline gelmiş durumda.
Sonuç olarak, lekelenmeme hakkı bir imtiyaz değil, tüm vatandaşlar için geçerli olan evrensel bir haktır. İktidarın fon vurguncularına tanıdığı bu korumayı, tüm siyasi aktörlere ve vatandaşlara eşit şekilde uygulaması, hukuk güvenliği açısından büyük önem taşıyor.



