⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 424
🕐 Son Güncelleme: 15.10.2026 13:54
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İstanbul’da 14 Ekim’de kaydedilen rekor yağış, Karadeniz’in yüksek su sıcaklığı, Balkanlar’dan gelen soğuk hava dalgası ve poyrazın nem taşımasıyla oluştu.
- Beykoz’da metrekareye 230,3 kilogram yağış düşerek aylık ortalamanın 3,5 katına ulaştı; bu durum kent genelinde farklı şiddette yıkıcı etkilere yol açtı.
- Uzmanlar, iklim değişikliğinin etkileri kadar kentleşme hatalarının ve dere yataklarına yapılan yapılaşmanın afetin boyutunu artırdığı konusunda uyarıyor.
İstanbul, geçtiğimiz günlerde meteorolojik açıdan oldukça kritik bir süreci geride bıraktı. Şiddetli yağışlar kentin kuzey bölgelerinde etkili olurken, metrekareye düşen yağış miktarı rekor seviyelere ulaştı. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, yaşanan afetin tek bir nedene bağlanamayacağını, üç temel faktörün bir araya gelmesiyle bu tablonun oluştuğunu belirtti.
Rekor Yağışın Meteorolojik Formülü
Prof. Dr. Kadıoğlu, İstanbul’daki şiddetli yağışın oluşum sürecini şu üç temel etkenle açıklıyor: Karadeniz’in 19,5-20 dereceye ulaşan su sıcaklığı, Balkanlar üzerinden gelen soğuk hava kütlesi ve deniz üzerinden nem taşıyan poyraz rüzgarları. Bu üç unsurun birleşimi, özellikle kuzey ilçelerinde bölgenin kendi imkanlarıyla baş edemeyeceği kadar yoğun bir yağış bıraktı.
Yağışın şiddeti verilerle de doğrulandı. 14 Ekim saat 23.03 itibarıyla son 24 saatlik verilere göre Beykoz ilçesine metrekareye 230,3 kilogram yağış düştü. Bu rakam, kentin ekim ayı toplam yağış ortalaması olan 66,3 kilogramın yaklaşık 3,5 katına denk geliyor. Benzer şekilde, Sakarya’da aşırı yağışlar dere taşkınlarına ve ev yıkımlarına yol açarak bölgedeki iklim risklerinin ciddiyetini gözler önüne sermişti.
Afeti Büyüten Şehirleşme Hataları
Uzmanlar, iklim değişikliğinin aşırı hava olaylarını tetiklediğini kabul etse de, asıl sorunun kentsel planlamada yattığını savunuyor. Prof. Dr. Kadıoğlu, “İklim değişikliği olmasaydı da dere yatağına yapılmış bina su alacaktı, bodrumdaki elektrik panosu yine arızalanacaktı,” diyerek çarpık kentleşmenin riskleri nasıl katladığını vurguluyor. Özellikle dere yataklarının yol, otopark veya konut alanı olarak kullanılması, şehirdeki suyun tahliye kanallarını tıkıyor.
Diğer yandan, kentin farklı bölgelerinde yaşanan bu tür felaketler, altyapı çalışmalarının önemini artırıyor. Şehir genelinde yaşanan benzer sorunlar, Kağıthane Sadabad Deresi kenarında yaşanan olaylar gibi trajik sonuçları da beraberinde getirebiliyor. Şehir idaresinin, yağış miktarlarını yerel ölçekte takip ederek risk haritalarını güncellemesi gerektiği belirtiliyor.
Yağış Miktarı Nasıl Hesaplanır?
Halk arasında “metrekareye düşen yağış” kavramı bazen yanlış anlaşılabiliyor. Prof. Dr. Kadıoğlu, 1 milimetre yağışın metrekareye 1 litre su düşmesi anlamına geldiğini belirterek, 100 metrekarelik bir çatıya Beykoz’daki yağışla yaklaşık 24 ton su düştüğünü hatırlatıyor. Bu muazzam su kütlesinin doğru yönetilmemesi, su baskınlarının kaçınılmaz sonu oluyor.
Özetle, İstanbul’un yaşadığı bu rekor yağış, sadece doğa olayı değil, aynı zamanda kentleşme ve iklim değişikliği etkileşiminin bir sonucudur. Uzmanlar, bundan sonraki süreçte “afet yönetimi” odaklı bir planlamanın hayati önem taşıdığını ifade ediyor.



