⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 433
🕐 Son Güncelleme: 15.10.2026 15:56
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- 14 Ekim tarihinde İstanbul’da etkili olan aşırı yağışlar; 1.277 su baskınına, 15 heyelana ve çok sayıda mahsur kalma olayına neden oldu.
- Bilimsel araştırmalar, betonlaşma ile artan geçirimsiz yüzeylerin suyu tutamadığını ve drenaj sistemlerine aşırı yük bindirdiğini ortaya koyuyor.
- Uzmanlar, sel riskini azaltmak için sadece altyapı çalışmalarının yeterli olmadığını, dere yataklarının korunması gerektiğini vurguluyor.
İstanbul, 14 Ekim tarihinde metrekareye düşen yüksek miktardaki yağışla birlikte bir kez daha sel felaketiyle karşı karşıya kaldı. İstanbul Valiliği tarafından paylaşılan ilk verilere göre, kent genelinde 1.277 ev ve iş yerini su basarken, 15 heyelan ve 47 mahsur kalma vakası kayıt altına alındı. Özellikle Beykoz-Ömerli hattında metrekareye 193,84 kilogram yağış düşmesi, kentin altyapısının kapasitesini zorlayan bir doğal olayla karşı karşıya olduğunu gösterdi.
Şehirleşme ve Sel İlişkisi: Beton Neden Riskli?
İstanbul’un şiddetli yağışlarda neden bu denli savunmasız kaldığı sorusunun cevabı, bilimsel çalışmalarda saklı. 2021 yılında Sustainability dergisinde yayımlanan bir araştırma, Kağıthane Deresi havzasındaki 1.653 hektarlık alanı inceleyerek yapılaşma ve su yönetimi arasındaki korelasyonu ortaya koydu. Araştırmacılar, asfalt ve beton gibi geçirimsiz yüzeylerin, doğal toprak ve bitki örtüsünün aksine suyu tutamadığını, bu durumun yüzey akışını hızlandırarak drenaj sistemlerine çok kısa sürede aşırı su yüklediğini vurguluyor. Bu durum, Kocaeli’de şiddetli sağanak sele neden oldu: Bir kayıp aranıyor haberinde de görüldüğü üzere benzer coğrafyalarda benzer riskleri tetikliyor.
Geçmişten Bugüne Sel Felaketleri
İstanbul tarihine bakıldığında, 9 Eylül 2009 tarihinde Ayamama Deresi çevresinde yaşanan felaket, kentsel planlama hatalarının bedelini acı bir şekilde hatırlatıyor. O dönemde 32 kişinin hayatını kaybettiği olay, havza içerisindeki su derinliğinin 11 metreye kadar ulaşabildiğini göstermişti. Uzmanlar, dere yataklarının sadece suyun aktığı kanallar olmadığını, yağışın şiddetine göre çevresindeki taşkın düzlüklerinin de doğal birer havza görevi gördüğünü belirtiyor. Kentleşme süreciyle bu alanların imara açılması, felaketin etkisini artıran en önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.
İklim Değişikliği ve Gelecek Projeksiyonları
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) raporları, küresel sıcaklıktaki her 1 derecelik artışın atmosferin su buharı tutma kapasitesini yaklaşık yüzde 7 oranında artırdığını teyit ediyor. Bu durum, aşırı yağışların şiddetini ve sıklığını doğrudan etkiliyor. Türkiye’nin küresel iklim krizine uyum sürecinde Türkiye COP31 İçin Kapsayıcı İklim Diplomasisi Hazırlıklarını Sürdürüyor çalışmalarıyla attığı adımlar bu yüzden kritik önem taşıyor. Öte yandan, kentsel dönüşüm süreçlerinde İstanbul’da elektrik akımına kapılan kişinin ölümü üzüntü yarattı gibi can kayıplarının önüne geçilmesi için altyapı ve kentsel planlamanın bütünleşik bir şekilde ele alınması şart.
Sonuç olarak, bilim dünyası sel riskini azaltmak için yalnızca drenaj kanallarını büyütmenin yeterli olmayacağını; yeşil çatılar, su geçiren yol yüzeyleri ve dere taşkın alanlarının korunması gibi sürdürülebilir şehir planlama modellerinin hayata geçirilmesi gerektiğini savunuyor.



