⏱️ Okuma Süresi: 3 dk
📝 Kelime: 563
🕐 Son Güncelleme: 16.10.2026 06:56
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İstanbul’da metrekareye düşen 273 kilogramlık aşırı yağışlar, şehir altyapısının iklim krizine karşı yetersizliğini ve betonlaşmanın getirdiği sel riskini yeniden gündeme getirdi.
- Akademisyenler, dere yataklarının imara kapatılması ve suyu beton kanallara hapsetmek yerine yeraltına yönlendiren “sünger şehir” sisteminin uygulanması gerektiğini belirtiyor.
- Çatı ve yağmur bahçeleri gibi doğa tabanlı çözümler, yağmur suyunun akış hızını ve miktarını yüzde 40 oranında azaltarak kentleri sel afetinden koruma potansiyeli taşıyor.
Son dönemde iklim değişikliğinin etkisiyle sıklığı ve şiddeti artan aşırı yağışlar, metropollerde ciddi altyapı krizlerine yol açmaya devam ediyor. İstanbul’un bazı bölgelerinde metrekareye 273 kilograma ulaşan yağış miktarları, şehirlerin mevcut yapılaşma modelleriyle afetlere karşı yetersiz kaldığını gözler önüne serdi. İklim bilimciler ve meteoroloji uzmanları, bu tür ekstrem hava olaylarına hazırlıklı olunması gerektiği konusunda uyarılarda bulunurken, kentsel dirençliliğin anahtarının sünger şehir altyapısından geçtiği vurgulanıyor.
Doğal su döngüsünü tahrip eden geleneksel mimari yaklaşımların terk edilmesi gerektiğini belirten İTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hayriye Eşbah Tunçay, kentlerin suyla savaşmak yerine suyla birlikte tasarlanması gerektiğine dikkat çekiyor. Türkiye’deki temel kentsel tasarım hatasının suyu yapay kalıplara sokma çabası olduğunu ifade eden Tunçay, dere yataklarının imara açılmasının ve akarsu hatlarının beton kanallar içine sıkıştırılmasının felaketlerin ana nedeni olduğunu dile getiriyor.
Beton Kanallar Yerine Yeraltına Sızan Doğal Sistemler
Kentsel alanlarda uygulanan sabit hacimli beton kanal sistemlerinin esnek olmadığını belirten uzmanlar, şiddetli yağış anlarında bu kanalların kapasitesini aşarak taşkınlara neden olduğunu aktarıyor. Küresel ölçekte aşırı iklim olaylarının artış gösterdiği günümüzde, örneğin Peru’da El Niño krizi balıkçılık sektörünü tehdit ediyor haberlerinde görüldüğü gibi doğa olaylarının ekonomik ve sosyal etkileri devasa boyutlara ulaşabiliyor. Bu nedenle şehirlerde suyun hızla akıp gitmesini sağlayan sert zeminler yerine, suyu yeraltına sevk eden ve çevredeki yeşil alanlara bilinçli şekilde yayılmasını kolaylaştıran esnek altyapı hatlarına ihtiyaç duyuluyor.
Dünyanın pek çok gelişmiş ülkesi sel ve taşkın risklerini minimize etmek amacıyla kendi planlama rehberlerini oluşturmuş durumda. Çin’in Vuhan kenti gibi sanayi ve nüfus yoğunluğu yüksek bölgelerde, salgın dönemi sonrasında şehir planlaması bütünüyle sünger şehir modeli esas alınarak yapılandırıldı. Şehir mimarlarının ve planlama ekiplerinin bu rehberlerin dışına çıkmasına kesinlikle izin verilmediği belirtilirken, Türkiye’nin de kendi kentsel tasarım standartlarını doğanın limitlerine göre yeniden belirlemesi gerektiği ifade ediliyor.
Afet Riskini Azaltacak Step Step Çözümler
Kentsel alanlarda sel riskini azaltmak ve su yönetimini sürdürülebilir kılmak adına uygulanması gereken öncelikli adımlar şu şekilde sıralanıyor:
1. Çatı Bahçeleri ve Yeşil Mimari
Binaların üst yüzeylerini kaplayan beton alanlar, yağmur suyunun doğrudan sokaklara süzülmesine ve aniden birikerek sele dönüşmesine neden oluyor. Çatı bahçeleri uygulaması ise yağmurun hızını ve kente inen su miktarını yüzde 40’a kadar düşürebilme kapasitesine sahip. Bu uygulama, altyapı üzerindeki anlık baskıyı hafifleterek şehre kritik bir zaman kazandırıyor.
2. Yağmur Bahçeleri ve Gözenekli Yüzeyler
Çatı oluklarından süzülen suların doğrudan kanalizasyona yönlendirilmesi yerine, binaların çevresinde oluşturulacak yağmur bahçelerinde toplanması hedefleniyor. Bu alanlar, suyun toprağa doğal yollarla sızmasını sağlarken yeraltı su kaynaklarını da besliyor.
Kamu kaynaklarının afet sonrası zararları karşılamak yerine afet öncesi dirençli altyapı projelerine ayrılması, uzun vadeli bütçe dengeleri açısından da büyük önem taşıyor. Nitekim kamu maliyesine ilişkin göstergelerde Eylül ayı bütçe harcamaları ve açığı rekor seviyeye ulaştı verileri dikkate alındığında, koruyucu altyapı yatırımlarının olası afet maliyetlerini düşürerek ekonomik tasarruf sağladığı net bir şekilde görülebiliyor. Öte yandan çevre sağlığı ve iklim krizine karşı yürütülen adımlar, tıpkı Dünya Gıda Günü: Sağlıklı beslenmeye erişim bir insan hakkıdır ilkesinde olduğu gibi, temel yaşam hakkının korunması sorumluluğunun bir parçası olarak değerlendiriliyor.



