⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 381
🕐 Son Güncelleme: 17.10.2026 10:54
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İstanbul’da yaşanan sel felaketleri, uzmanlar tarafından gelecekteki büyük afetlerin bir habercisi ve “bir fragman” olarak nitelendiriliyor.
- İklim bilimciler ve meteoroloji uzmanları, aşırı yağışların yarattığı riskin temelinde betonlaşma, ormansızlaşma ve dere yataklarının yapılaşmaya açılmasının yattığını belirtiyor.
- Uzmanlar, kentsel dönüşüm süreçlerinde sadece depremin değil, sel ve heyelan gibi iklim kaynaklı afetlerin de şehir planlamasına dahil edilmesi gerektiğini vurguluyor.
İstanbul’da son dönemde etkili olan aşırı yağışların neden olduğu su baskınları, kentin iklim değişikliği karşısındaki kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi. İklim bilimci Prof. Dr. Barbaros Gönençgil ve meteoroloji uzmanı Dilek Çalışkan, yaşananları “gelecekte karşılaşılabilecek afetlerin bir fragmanı” olarak değerlendirdi. Uzmanlar, kentsel yapılaşmanın doğa ile uyumlu hale getirilmemesi durumunda riskin daha da büyüyeceği konusunda uyardı.
Betonlaşma ve Yüzey Akışı Sorunu
Prof. Dr. Barbaros Gönençgil, İstanbul’da yağmur sularının toprağa süzülecek alan bulamadığına dikkat çekerek, kentteki geçirimsiz yüzey oranının tehlikeli boyutlara ulaştığını ifade etti. Gönençgil, “İstanbul’da bir fragman yaşadık” diyerek, ormansızlaşma ve sulak alanların kurutulmasının iklim üzerindeki yıkıcı etkilerini vurguladı. Şehrin doğal drenaj sistemlerinin bozulmasının, en küçük yağışlı periyotlarda dahi kent merkezlerinde su birikintilerine ve sel baskınlarına yol açtığını belirtti.
Konuyla ilgili benzer yapısal sorunlar sadece büyükşehirlerde değil, farklı bölgelerdeki hava durumu tahminlerinde de önemini koruyor. Örneğin, Kütahya hava durumu verilerinde olduğu gibi, yerel yönetimlerin anlık meteorolojik tahminleri afet yönetimi için hayati bir veri kaynağı haline gelmiştir.
Kentsel Dönüşümde Yeni Bir Vizyon Şart
Kentsel dönüşümün Türkiye genelinde genellikle sadece deprem odaklı ilerlediğine dikkat çeken uzmanlar, bu yaklaşımın eksik olduğunu savunuyor. Prof. Dr. Gönençgil, “Şehir planlamasında sel ve heyelan gibi afetlerin de deprem kadar ciddiye alınması gerekiyor” diyerek, Kastamonu Bozkurt örneğini hatırlattı. Dere yataklarının doğal akışının engellenmesinin, yapılaşma süreçlerinde yapılan en büyük hatalardan biri olduğunu belirten Gönençgil, bu alanların acilen korunması gerektiğini ifade etti.
Meteoroloji uzmanı Dilek Çalışkan ise yağışın miktarından ziyade, “düştüğü yerin” önemine dikkat çekti. Çalışkan, “Arnavutköy’e düşen 26 kilogram yağış ile aynı miktarın yoğun yapılaşmanın bulunduğu Ayazağa gibi bölgelere düşmesi aynı sonuçları doğurmaz” diyerek betonlaşmanın yarattığı “yüzey akışı” riskini açıkladı. Benzer altyapı ve şehircilik tartışmaları, gündelik yaşamın her alanında hissediliyor. Tıpkı İstanbul Kartal sahilinde yürütülen incelemeler gibi, kent mekanlarının kullanımı ve düzenlenmesi kamuoyunun öncelikli gündemleri arasında yer alıyor.
Sonuç olarak uzmanlar, İstanbul’un iklim krizi ile mücadelesinde “doğa temelli çözümlere” dönülmesi gerektiğini savunuyor. Yeşil alanların artırılması, su geçirgen zeminlerin teşvik edilmesi ve dere yataklarının rehabilite edilmesi, kentin geleceği için en kritik adımlar olarak öne çıkıyor.


