⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 377
🕐 Son Güncelleme: 17.10.2026 09:30
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Marmara ve Karadeniz bölgelerinde etkili olan şiddetli yağışlar, dere yataklarının betonlaştırılmasının yol açtığı “kentsel dere sendromu” gerçeğini tekrar gündeme getirdi.
- Uzmanlar, dere ıslahı adı altında yapılan betonlaştırma çalışmalarının, yağmur suyunun toprakla buluşmasını engelleyerek suyun akış hızını artırdığını ve taşkın riskini yükselttiğini vurguluyor.
- Sel riskini azaltmak için beton kanallar yerine doğal ekosistemle uyumlu “yeşil koridorlar” ve doğaya dayalı sel yönetimi sistemlerinin kurulması öneriliyor.
Türkiye’nin özellikle Marmara ve Karadeniz bölgelerinde son dönemde sıkça yaşanan şiddetli yağışlar, beraberinde ciddi taşkınları ve can kayıplarını getirdi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eski müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu felaketlerin temelinde yatan en önemli faktörlerden birinin “kentsel dere sendromu” olduğunu belirtti. Planlama hataları ve ranta dayalı kentleşme, doğanın su döngüsünü bozarak şehirleri savunmasız bırakıyor.
Geçirimsiz Yüzeyler Selin Habercisi
Kentlerdeki beton, asfalt, bina ve yollar gibi geçirimsiz yüzeylerin artması, yağmur suyunun toprak tarafından emilmesini imkansız hale getiriyor. Bu durum, yağışın doğal bir süzülme süreci yaşamadan doğrudan yüzey akışına dönüşmesine neden oluyor. Meteorolojiden gelen yeni uyarılar ile birlikte bölgedeki riskin daha da arttığı gözlemlenirken, altyapı sistemlerinin bu ani su yükünü taşıyamadığı görülüyor.
Dere Islahı mı, Felaket mi?
İstanbul derelerinin yaklaşık yüzde 85’inin doğal niteliğini kaybettiğini ifade eden Prof. Dr. Öztürk, geleneksel “dere ıslahı” projelerini sert bir dille eleştirdi. Dere yataklarının beton kanallara hapsedilmesinin suyun hızını kestiği iddiasının aksine, suyu bir boru hattı gibi hızlandırdığını belirten Öztürk, bu durumun aşağı havzalarda yıkıcı etkilere yol açtığını ifade etti. Benzer şekilde, şehir içi ulaşımda yaşanan aksaklıklar da dikkat çekiyor; örneğin Isparta’da kuvvetli yağış nedeniyle motosiklet ve scooter kullanımı gibi kısıtlamalar, altyapının yetersizliğine işaret eden diğer yerel örnekler arasında yer alıyor.
Doğaya Dayalı Çözüm: Yeşil Koridorlar
Sel felaketlerini önlemek için betonlaşmadan vazgeçilmesi gerektiğini savunan uzmanlar, “yeşil koridorlar” modelini öneriyor. Derelerin çevresinin bitki örtüsü, kayalar ve taşkın ovalarıyla restore edilmesi, suyun doğal bir şekilde yavaşlamasını sağlıyor. Bu yöntem, sadece sel zirvelerini azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda yeraltı su kaynaklarını besleyerek suyun doğal yollarla filtrelenmesine yardımcı oluyor. Çalışmalar, doğaya dayalı sel yönetiminin, beton altyapıya göre sel riskini yüzde 40 oranında daha fazla düşürebildiğini kanıtlıyor.
Sonuç olarak, şehir planlamasında doğanın kendi drenaj sistemine saygı duyan projelerin hayata geçirilmesi, gelecekteki olası felaketlerin önüne geçmek için hayati bir önem taşıyor. Ekonomik kayıpların da önlenmesi adına, altyapı yatırımlarının beton yerine ekosistem temelli çözümlere kaydırılması gerektiği uzmanlar tarafından vurgulanıyor.



