⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 372
🕐 Son Güncelleme: 18.10.2026 14:49
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Yazar C. Hakkı Zariç, 2000’li yılların başında İstanbul Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi’ni turlayarak insanlara şiir yazan “Oktay” isimli figürün izini sürüyor.
- Anılarda kalan bu karakter, caddenin kültürel dokusunun bir parçası olarak, koltuğunda taşıdığı dosyasıyla edebiyatın sokaktaki yansımasını temsil ediyordu.
- Yazıda, dönemin Beyoğlu’ndaki şiir matineleri ve edebiyat ortamı üzerinden İstanbul’un kültürel hafızasına dair nostaljik bir yolculuk sunuluyor.
İstanbul’un kalbi Beyoğlu, uzun yıllar boyunca pek çok özgün karaktere ev sahipliği yaptı. Şair ve yazar C. Hakkı Zariç, yakın zamanda kaleme aldığı yazısında, 2000’li yılların başında İstiklal Caddesi’nin değişmez bir parçası haline gelen “Oktay” isimli şairin hikayesini gün yüzüne çıkardı. Geçimini caddeden geçenlere şiir yazarak sağlayan bu sıra dışı figür, bir dönemin Beyoğlu ruhunu temsil eden en güçlü imgelerden biri olarak hafızalarda yer ediniyor.
İstiklal Caddesi’nde Şiirle Geçim Mücadelesi
Zariç’in aktardığına göre, Oktay, her gün İstiklal Caddesi’ni baştan sona turlayan, daima kravatlı, pejmürde ama kendine has bir duruşa sahip biriydi. Koltuğunun altındaki kalın dosyası, onun adeta kimliğiydi. Yoldan geçen insanlara güzellikleri üzerine şiir yazmayı teklif eden Oktay, o yıllarda caddenin entelektüel ve insani dokusunun vazgeçilmez bir parçasıydı. Bugünün dünyasında restoran işletmeciliğinde başarı için operasyonel yönetimin şart olduğu bir çağda, o dönemde sokakta kurulan bu saf şiir ilişkisi oldukça nostaljik bir değer taşıyor.
Beyoğlu’nda Şiir Matineleri ve Kaybolan Zaman
Yazısında sadece Oktay’ı değil, o yılların Beyoğlu’ndaki canlı edebiyat iklimini de anımsatan Zariç, şiir matinelerinin önemine değiniyor. Şairlerin Galata Kulesi etrafında kurulan sahnelerde bir araya geldiği, şiirlerini coşkuyla okuduğu o günlerde, edebiyat sokağın tam ortasındaydı. Tıpkı günümüzde dünya gündeminin Hollywood sineması ve teknoloji devleri etrafında şekillenmesi gibi, o dönemde de şairlerin kendi komünlerini oluşturduğu, hayatın zorluklarına rağmen sanatla savunma mekanizmaları geliştirdiği bir atmosfer hakimdi.
C. Hakkı Zariç, Oktay’ın herhangi bir antolojide yer alıp almadığını sorgularken, aslında hepimizin ortak hafızasına bir not düşüyor. Şiirin kalbinin attığı Beyoğlu, bugün pek çok değişim geçirmiş olsa da, sokaklardaki bu “görünmez şairlerin” bıraktığı izler edebiyatseverlerin zihninde yaşamaya devam ediyor.
Geçmişin izlerini sürmek, tıpkı zorlu şartlarda hayatta kalma mücadelesi veren canlıların hikayeleri gibi, insana dair umudu taze tutuyor. Oktay gibi karakterler, İstiklal Caddesi’nin sadece bir alışveriş merkezi değil, aynı zamanda bir edebiyat sahnesi olduğunun en büyük kanıtlarıydı.



