⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 433
🕐 Son Güncelleme: 19.10.2026 09:10
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Almanya ve Fransa, Avrupa otomotiv sanayisini korumayı hedefleyen ‘Made in Europe’ düzenlemesi konusunda uzlaşmaya vardı.
- İngiltere, Norveç ve İsviçre gibi ülkeler kapsam içine alınırken, Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne rağmen bu tanımın dışında kalması dikkat çekti.
- Henüz yasalaşma süreci devam eden düzenleme, Türkiye’nin Avrupa’ya yönelik otomotiv ihracatı ve gelecekteki üretim yatırımları için yeni bir belirsizlik yarattı.
Avrupa Birliği’nin (AB) otomotiv sanayisini küresel rekabete karşı korumak amacıyla geliştirdiği ‘Made in Europe’ düzenlemesi, otomotiv sektöründe yeni bir tartışma sürecini başlattı. Avrupa’nın iki büyük ekonomisi olan Almanya ve Fransa, uzun süredir devam eden görüş ayrılıklarını geride bırakarak, kamu alımları ve sektörel destek mekanizmalarında Avrupa üretimine öncelik verilmesini öngören ortak bir çerçevede el sıkıştı.
Almanya ve Fransa’dan Stratejik Uzlaşma
Fransa, daha önce kamu kaynaklarının Avrupa içinde üretilen araçlara yönlendirilmesini ve tedarik zincirlerinin bölge içinde güçlendirilmesini savunurken; Almanya, küresel üretim ağlarının esnekliğini korumak adına daha liberal bir yaklaşım sergiliyordu. Ancak varılan son mutabakat ile taraflar, hem Avrupa üretimine öncelik verilmesi hem de 2035 emisyon hedefleri konusunda esneklik sağlanması noktasında orta yolu buldu. Bu gelişme, Euro, Rusya Gerilimi ve Fransa’daki Protestolarla Geriledi döneminde Avrupa ekonomisi için kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.
İngiltere’ye İstisna, Türkiye’ye Belirsizlik
Düzenlemenin en çok dikkat çeken ve Türkiye otomotiv sektörü açısından soru işaretleri yaratan kısmı, ‘Avrupa üretimi’ tanımının kapsamı oldu. Yeni çerçeveye göre, AB üyesi olmayan İngiltere, Norveç, İzlanda ve İsviçre gibi ülkeler, belirli koşulları yerine getirmeleri kaydıyla bu kapsam içerisinde değerlendirilebilecek. Ancak, Türkiye ile AB arasında uzun yıllardır devam eden Gümrük Birliği ilişkisine rağmen, Türkiye’nin önerilen genişletilmiş tanımın dışında bırakılması, sektör temsilcileri tarafından yakından takip ediliyor.
Bu durum, özellikle Türkiye’de üretim yapan otomotiv devlerinin Avrupa pazarına erişiminde yaşanabilecek olası engelleri gündeme getiriyor. Fransa Protestoları ve Jeopolitik Gerilimler Doları Yükseltti sürecinde yaşanan ekonomik dalgalanmaların da etkisiyle, Türkiye’nin Avrupa otomotiv değer zincirindeki yeri yeniden tanımlanma riskiyle karşı karşıya.
Gelecek Yatırımlar İçin Kritik Dönemeç
Henüz yasalaşmayan düzenlemenin nihai metni, AB bünyesinde yapılacak müzakerelerle netlik kazanacak. Türkiye’nin Avrupa otomotiv sanayisi ile olan entegrasyonu göz önüne alındığında, bu düzenlemenin dışında kalmak, gelecekteki yeni nesil otomotiv yatırımlarının Türkiye yerine AB içindeki veya kapsam dahilindeki ülkelere kaymasına yol açabilir. Sektör uzmanları, Türkiye’nin diplomatik ve ekonomik kanalları kullanarak bu süreçte ‘kapsam içi’ statüsüne dahil edilmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca Sabri Demirdöğen’in Mühendislikten Medya İmparatorluğuna Uzanan Yolculuğu örneğinde olduğu gibi, sanayide stratejik vizyonun Türkiye’nin küresel rekabet gücünü koruması açısından hayati önem taşıdığı biliniyor.
Düzenlemenin yasalaşma süreci, Türkiye’nin otomotiv ihracatının geleceği için belirleyici bir rol oynayacak. AB’nin bu tutumunu esnetip esnetmeyeceği, önümüzdeki aylarda yapılacak olan teknik görüşmelerle netleşecek.



