⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 363
🕐 Son Güncelleme: 19.10.2026 01:20
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Diyarbakır’da siyasi çözüm süreciyle ilgili halk arasında derin bir güvensizlik ve belirsizlik hakim.
- Siyasi tutukluların durumu ve belediyelere yönelik operasyonlar, toplumsal kaygıyı artırıyor.
- Bölge halkı, mevcut gelişmeleri kalıcı bir çözümden ziyade seçime kadar sürecek bir oyalama stratejisi olarak değerlendiriyor.
Diyarbakır’da silahların susmasıyla bölgeye yayılan sükunet, kalıcı bir barış umudundan ziyade derin bir güvensizlik ve belirsizlik ortamını beraberinde getiriyor. Çerçeve yasanın kabul edilmesinin ardından kurulan komisyonların çalışma takvimine dair tartışmalar sürerken, siyasi sürecin ikinci yılına girilirken halkın beklentileri ile sahadaki gerçekler arasındaki uçurum giderek derinleşiyor.
Siyasi Beklentiler ve Operasyonların Yarattığı Kırılma
Sürecin ilerleyişine dair en büyük beklenti, başta Selahattin Demirtaş olmak üzere siyasi tutukluların durumunun netleşmesi ve Avrupa’daki isimlerin geri dönüşü üzerine yoğunlaşıyor. Ancak, muhalif belediyelere, medya organlarına ve gazetecilere yönelik gerçekleştirilen operasyonlar, toplumda ciddi bir kırılma yaratıyor. Bu durum, Avrupa’daki siyasi hareketlilik ve Avrupa’da kitlesel protestolar gibi küresel gelişmelerle kıyaslandığında, yerel düzeyde bir izolasyon hissi uyandırıyor.
Öte yandan, DEM Parti kulislerinde konuşulan 2027 Newroz’u beklentisi, bir yandan umut tazelerken diğer yandan belirsizliğin gölgesinde kalıyor. Bölgedeki siyasi aktörlerin ve halkın gözü, sürecin gerçekten bir çözüm odaklılık mı yoksa sadece bir zaman kazanma stratejisi mi olduğu noktasında toplanmış durumda.
Diyarbakır Sokaklarında Güvensizlik Hakim
Diyarbakır sokaklarında yapılan görüşmeler, halkın mevcut durumu “tek taraflı bir ilerleme” olarak nitelendirdiğini gösteriyor. Bölgedeki güvenlik algısı ve Tunceli’de yaşanan silahlı saldırı gibi yerel olayların yarattığı hassasiyetle birleşince, toplumda moral bozukluğu ve kaygı artıyor. Genç bir yurttaş olan Zeynep, yaşananların sadece bölgeyi değil, tüm ülkenin siyasi iklimini etkilediğini belirterek, sürecin iktidarın belirlediği dar bir çerçevede yürütülmek istendiğini savunuyor.
“Oyalama Stratejisi” Eleştirileri
Halkın bir kesimi, sürecin aslında nihayete ermesinin istenmediğini, aksine yaklaşan seçimlere kadar konunun sürüncemede bırakıldığını düşünüyor. Suriye ve Irak’taki jeopolitik gelişmelerin sürece küçük adımlar attırabileceği düşünülse de, köklü bir değişim beklentisi karşılanmıyor. Özellikle 2016 sonrasında yaşanan travmaların toplumsal hafızadaki yerini koruması, iktidara duyulan güvensizliği temelden besleyen en önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.
Sonuç olarak, Diyarbakır’da sükunet, barışın değil, bir sonraki adımın ne olacağına dair duyulan yoğun endişenin bir yansıması olarak nitelendiriliyor. Halk, somut adımlar ve adalet odaklı bir yaklaşım görmedikçe, “süreçten bir şey çıkmaz” düşüncesinin güçlenmeye devam edeceği öngörülüyor.



