⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 349
🕐 Son Güncelleme: 19.10.2026 04:37
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İstanbul Barosu, baro başkanı ve yönetim organlarını seçmek amacıyla 24-25 Ekim 2026 tarihlerinde genel kurulunu gerçekleştirecek.
- Barolar, Avukatlık Kanunu kapsamında mesleki hakları korumak ve hukukun üstünlüğünü savunmakla görevli kamu kurumu niteliğindeki kuruluşlardır.
- Seçim süreci, Türkiye’deki yargı bağımsızlığı ve savunma hakkının geleceği açısından kritik bir önem taşıyor.
Türkiye’de baroların seçim takvimi, son rakamı çift olan yılların Ekim ayında yoğunlaşıyor. Bu kapsamda, yaklaşık 68 bin avukatın kayıtlı olduğu İstanbul Barosu, yeni yönetimini belirlemek üzere 24-25 Ekim 2026 tarihlerinde genel kurulunu gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Baro genel kurullarında; baro başkanı, yönetim kurulu, disiplin kurulu ve denetleme kurulu üyeleri ile Türkiye Barolar Birliği (TBB) delegeleri seçiliyor.
Baroların Hukuki Statüsü ve Toplumsal Rolü
Avukatlık Kanunu uyarınca barolar, yalnızca meslek örgütü değil, aynı zamanda kamu kurumu niteliğinde kuruluşlardır. Kanunun 76. maddesi, barolara iki temel ve ayrılmaz görev yüklemektedir. İlki, avukatların mesleki koşullarını iyileştirmek ve mesleğin saygınlığını muhafaza etmektir. İkincisi ise yurttaşların adil yargılanma hakkının tesisine katkıda bulunmak, temel hak ve özgürlükleri savunmak ve hukukun üstünlüğünü işler kılmaktır.
Bu görevler, savunma hakkı ile yargı sistemi arasında simbiyotik bir bağ kurmaktadır. Avukatların ve baroların etkinliğinin zayıflaması, doğrudan yargı sisteminin işlev kaybına uğramasına ve adalete erişimin zorlaşmasına neden olmaktadır. Nitekim, demokratik süreçlerin işleyişi ve kurumsal yapılar, tıpkı yeni partilerdeki teşkilat tartışmaları gibi, kurumların bağımsızlığı ve demokratik katılım mekanizmalarıyla doğrudan ilişkilidir.
Hukukun Üstünlüğü ve Seçimlerin Önemi
Hukuk düzeninin sağlıklı işleyebilmesi için adil bir yargı sistemine ihtiyaç duyulmaktadır. Avukatlık Kanunu’nun 95. ve 110. maddeleri, barolara ve TBB’ye hukukun üstünlüğünü koruma sorumluluğunu açıkça vermiştir. Ancak güncel tabloda, Türkiye’nin Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 143 ülke arasında 118. sıraya gerilemiş olması, baroların üstlenmesi gereken sorumluluğun ağırlığını artırmaktadır.
Toplumsal dinamiklerin ve Türkiye’de medya özgürlüğü ve yönetim biçimine ilişkin eleştiriler ile birlikte hukuk sistemine yönelik tartışmaların da arttığı bir dönemde, seçilecek yeni yönetimlerin duruşu büyük önem arz etmektedir. Baroların, yasayla tanımlanan görevlerini yerine getirmek için ne denli cesur ve bağımsız bir tutum sergileyeceği, savunma hakkının gelecekteki gücünü belirleyecektir.
İstanbul Barosu’nda yapılacak bu seçimler, sadece bir yönetim değişimi değil, aynı zamanda hukuk sisteminin demokratik standartlarını koruma noktasında atılan stratejik bir adım olarak değerlendirilmektedir.



