⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 473
🕐 Son Güncelleme: 20.10.2026 04:34
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Avrupa Birliği, Çin’in elektrikli araç ve yenilenebilir enerji sektöründeki hakimiyetini kırmak amacıyla “Made in EU” adlı yeni bir menşe kuralı hazırlıyor.
- Türkiye’nin otomotiv ihracatının yüzde 73’ünün AB ülkelerine yapılması, bu yeni düzenlemenin Türk üreticileri için ciddi bir risk oluşturmasına neden oluyor.
- Türkiye’nin sürece dahil olmasının önündeki temel engeller olarak Gümrük Birliği’ndeki Kıbrıs sorunu ve kamu alımları konusundaki şeffaflık eksikliği gösteriliyor.
Emekli Büyükelçi Selim Kuneralp, Avrupa Birliği’nin (AB) ticaret stratejilerinde devrim yaratması beklenen ve henüz taslak aşamasında olan “Made in EU” (AB Menşeli) ortaklık planını değerlendirdi. Türkiye’yi Avrupa Birliği ve Dünya Ticaret Örgütü nezdinde en üst düzeyde temsil etmiş olan Kuneralp, mevcut tablonun Türkiye için riskler barındırdığını ve radikal adımlar atılmadığı takdirde ekonomik kayıpların yaşanabileceğini vurguladı.
Çin’e Karşı Yeni Bir Koruma Kalkanı: Made in EU
Kuneralp, AB’nin bu hamlesinin temel motivasyonunun Çin ile girilen ticaret savaşları olduğunu belirtti. Özellikle elektrikli araçlar ve güneş enerjisi teknolojilerinde Çin’in yakaladığı muazzam ivmenin, Avrupa sanayisini tehdit ettiğini ifade eden Kuneralp, “Fransa ve Almanya gibi devlerin elektrikli araç sanayileri, Çin ile rekabet etmekte zorlanıyor. Bu durum, Avrupa’nın gümrük duvarları ve benzeri koruma enstrümanlarına yönelmesine neden oluyor,” dedi.
Çin’in bu engelleri aşmak için üretim tesislerini İspanya ve Macaristan gibi AB üyesi ülkelere kaydırmaya çalıştığını belirten Kuneralp, AB’nin bu stratejiye karşı çok sıkı bir denetim getirdiğini söyledi. AB’nin, sadece montaj işlemini “AB menşeli” kabul etmeyeceğini, kullanılan girdilerin en az yüzde 70’inin AB kökenli olması gerektiğini şart koştuğunu aktardı. Bu süreçte, Avrupa’da seçim süreçleri siyasi karar alma mekanizmalarını zorlaştırıyor olsa da ticaret korumacılığı gündemin üst sıralarında yer almaya devam ediyor.
Otomotiv Sektörü ve İhracat Tehdidi
Yeni düzenlemenin sadece elektrikli araçlarla sınırlı kalmayacağını; çelik, çimento, alüminyum ve kimya gibi enerji yoğun sektörleri de kapsayacağını ifade eden Kuneralp, konunun Türkiye için hayati önem taşıdığını belirtti. Türkiye’nin toplam otomotiv ihracatının yüzde 73’ünün AB pazarına gerçekleşmesi, yerli üreticiler arasında büyük bir tedirginlik yaratıyor. Enerji maliyetlerinin de etkisiyle, Avrupa’da doğal gaz fiyatları sert yükseliş yaşıyor ve bu durum sanayi üretim süreçlerini daha maliyetli hale getiriyor.
Türkiye’nin Önündeki İki Kritik Engel
Selim Kuneralp, Türkiye’nin “Made in EU” ekosistemine dahil olmasının önünde iki temel yapısal sorun olduğunu dile getirdi. İlk engel, 1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği anlaşması ve sonrasındaki siyasi süreçler. Kuneralp, Türkiye’nin AB ülkeleri arasında ayrım yapmayacağına dair verdiği taahhütlerin, Kıbrıs meselesi nedeniyle tam olarak karşılanamadığını ve Rum bandıralı gemilerin Türk limanlarına girememesinin AB tarafından bir “pazar açma” sorunu olarak görüldüğünü ifade etti.
İkinci önemli engel ise AB’nin 2025 Türkiye raporunda yer alan eleştiriler. Raporda, Türkiye’deki kamu-özel sektör ortaklıklarının ve büyük altyapı projelerinin kamu alımları kurallarından muaf tutulmasının, AB müktesebatıyla uyumsuz olduğu vurgulanıyor. Özellikle sektörlere özgü kanunların ve Devlet Malzeme Ofisi’nin (DMO) kullanım zorunluluğunun, şeffaflığı kısıtladığı ve istisna kapsamını genişlettiği belirtiliyor. Kuneralp, bu şeffaflık ve mevzuat uyumu sorunları çözülmedikçe, Türkiye’nin AB’nin yeni ticaret çemberine girmesinin güç olduğunu belirtti.



