⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 423
🕐 Son Güncelleme: 21.10.2026 15:39
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Türkiye’de deniz çayırlarının korunması ve onarılmasında öncelikli alanları belirlemek amacıyla kapsamlı yeni bir model geliştirildi.
- Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ergün Taşkın liderliğinde hazırlanan model, çayırların yaşını, kapladığı alanı, karbon depolama kapasitesini ve insan kaynaklı baskıları değerlendiriyor.
- Göcek’teki deniz çayırları üzerinde uygulanan Mavi Nefes Projesi çerçevesindeki bu yeni sistem, koruma ve restorasyon çalışmalarında kritik kaynakların doğru bölgelere yönlendirilmesini sağlıyor.
Türkiye genelinde kıyı ekosistemlerinin en önemli yapı taşlarından biri olan deniz çayırlarının korunması ve onarılması amacıyla bilim insanları yeni bir model geliştirdi. Akdeniz’e özgü endemik bir tür olan Posidonia oceanica türü deniz çayırları, çok sayıda deniz canlısına yuva olmasının yanı sıra yüzyıllar boyunca karbon depolayarak kritik mavi karbon alanları oluşturuyor. Bu ekosistemlerin korunması amacıyla atılan adımlar, sadece biyolojik çeşitliliğin devamlılığı için değil, aynı zamanda iklim kriziyle mücadele açısından da büyük önem taşıyor.
Yürütülen projeler kapsamında, özellikle Göcek gibi turistik ve yoğun insan baskısı altındaki bölgelerde deniz çayırlarının korunması için “Ulusal Deniz Çayırı Posidonia Oceanica Önceliklendirme İndeksi” adı verilen stratejik bir model hayata geçirildi. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ergün Taşkın liderliğinde oluşturulan bu sistem, kaynakların en verimli şekilde kullanılmasını hedefliyor.
Deniz Çayırlarının Korunmasında 4 Temel Bileşen
Geliştirilen model, deniz çayırlarının ekolojik ve fiziki durumunu analiz etmek üzere 4 temel bileşeni bir araya getiriyor. Bu bileşenler arasında çayırların kapladığı alan ve sürekliliği, yaş yapısı, karbon depolama kapasitesi ve insan kaynaklı baskılar yer alıyor. Prof. Dr. Ergün Taşkın, özellikle demirleme ve çapalama faaliyetlerinin deniz çayırları üzerinde yarattığı tahribata dikkat çekerek, bu modelin çevresel baskıları minimize etmede rehber olacağını belirtti.
Yapılan detaylı hesaplamalar sonucunda deniz çayırlarının bulunduğu alanlar dört farklı koruma sınıfına ayrılıyor. Bu sınıflama; kritik müdahale gerektiren alanlar, restorasyon önceliği olan bölgeler, yüksek koruma önceliği ve mutlak koruma zonu şeklinde yapılandırılıyor. Uzmanlar, dünyada ve ülkemizde ekosistemi korumak adına atılan bu adımların doğa dostu turizm ve bilimsel araştırmalar gibi alanlara da ışık tuttuğunu ifade ediyor.
Kaynakların Doğru Bölgeye Yönlendirilmesi Hedefleniyor
Prof. Dr. Ergün Taşkın, modelin temel amacının ortamın genel kalitesini ölçmekten ziyade mevcut imkanların ve koruma bütçelerinin en çok ihtiyaç duyulan bölgelere öncelikli olarak aktarılmasını sağlamak olduğunu vurguladı. Model sayesinde hangi kıyı şeridinde acil müdahale yapılması gerektiği net bir şekilde haritalandırılıyor. Bu süreçte elde edilen veriler, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının ortak projelerinde de etkin bir şekilde kullanılıyor.
Ülke genelindeki çevre koruma politikaları, yalnızca deniz ekosistemleriyle sınırlı kalmayıp farklı sektörlerdeki sürdürülebilirlik hamleleriyle de destekleniyor. Örneğin, son dönemde artan turizm hareketliliği ve kıyı bölgelerindeki yapılaşma baskısı, bu tür bilimsel modellerin uygulanmasını zorunlu kılıyor. Uzmanlar, kıyı ekosistemlerinin geleceği için toplumun her kesiminin deniz çayırlarının önemi konusunda bilinçlenmesi gerektiğinin altını çiziyor.



