⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 468
🕐 Son Güncelleme: 21.10.2026 10:42
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Erzincan İliç’teki Çöpler Altın Madeni’nde meydana gelen ve 9 işçinin ölümüne yol açan heyelanla ilgili dava devam ediyor.
- Davanın sanıklarından olan SSR Mining yöneticisi Iain Ronald Guille, İstanbul’da lüks bir otelde ev hapsinde tutuluyor.
- İşçi aileleri avukatları, sanığın kaldığı otelin imkanlarını ve sağlık raporunun geçerliliğini eleştirerek adaletsizlik vurgusu yaptı.
Erzincan İliç’te 13 Şubat 2024 tarihinde meydana gelen ve 9 maden işçisinin toprak altında kalarak yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan Çöpler Altın Madeni heyelanıyla ilgili hukuki süreç devam ediyor. Anagold şirketine ait maden sahasında yaşanan bu facia, hem can kayıpları hem de yarattığı çevresel tahribat nedeniyle geniş çaplı bir inceleme başlatılmasına neden olmuştu. Erzincan 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 9’uncu duruşmasında, sanıkların tutukluluk durumları ve uygulanan adli kontrol şartları gündeme geldi.
Lüks Otelde Ev Hapsi Tartışması
Duruşmanın en çok dikkat çeken noktası, SSR Mining Türkiye Operasyonlarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Iain Ronald Guille’in mevcut durumu oldu. İki kez tahliye edilen sanığın, İstanbul Şişli’de bulunan 5 yıldızlı bir otelde ev hapsinde tutulması, duruşma salonunda ve kamuoyunda büyük tepki topladı. Söz konusu tesisin sunduğu SPA merkezi, açık ve kapalı yüzme havuzları, restoranlar ve spor alanları gibi imkanlar, işçi ailelerinin avukatları tarafından “ev hapsi” kavramının ruhuna aykırı bulunuyor.
Avukatlar, sanığın sabit bir ikametgahının bulunmamasına rağmen bu denli konforlu bir ortamda tutulmasının hukuki sınırları zorladığını savunuyor. Bu süreçte çevre felaketlerinin etkileri tartışılırken, BM Genel Sekreteri’nden iklim krizi uyarısı gibi küresel çevre sorunlarının yaşandığı bir dönemde, yerel maden kazalarının etkilerinin de göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulanıyor.
“Adalet ve Eşitlik Bekliyoruz”
İşçi ailelerinin avukatlarından Ümit Altaş, duruşmada yaptığı konuşmada sanığın sağlık durumuna ilişkin sunulan raporları sert bir dille eleştirdi. Özel bir hastaneden alınan ve sanığın seyahat etmesinin sakıncalı olduğunu belirten tek bir profesör imzalı raporun, yargılama sürecini etkilediğini ifade eden Altaş, şu soruları yöneltti: “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ölümüne sebebiyet veren bir kişi, neden beş yıldızlı bir otelde konaklıyor? Bu kişinin sınırları nasıl belirleniyor? Havuza veya açık büfe kahvaltıya erişimi var mı?”
Altaş ayrıca, sanığın Türkiye’de sabit bir adresinin bulunmamasının ve özel hastanelerden alınan hızlı raporların adaletsizliğe yol açtığını belirterek, Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi İşleyiş Kuralları Belirlendi gibi çevresel düzenlemelerin ve yasal süreçlerin tüm paydaşlar için eşit uygulanması gerektiğini savundu.
Sağlık Raporu ve İkametgah Sorunu
Sanığın koroner arter tanısı alarak aldığı sağlık raporunun, devlet hastanelerindeki prosedürlerle kıyaslanamayacak kadar hızlı ve kolay temin edildiğini iddia eden avukatlar, yargının denetim mekanizmalarını güçlendirmesi gerektiğini ifade ettiler. İstanbul’daki lüks yaşam standartları ile maden sahasındaki ağır çalışma koşulları arasındaki uçurum, davanın seyrini ve kamu vicdanını derinden etkilemeye devam ediyor. Davanın bir sonraki duruşmasında, sanıkların tutukluluk hallerinin yeniden değerlendirilmesi bekleniyor.
Şehirdeki diğer riskler ve güncel olaylar için İstanbul’daki sel baskınlarının binalar üzerindeki uzun vadeli riskleri gibi haberleri takip edebilirsiniz.



