⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 403
🕐 Son Güncelleme: 22.10.2026 18:55
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İstanbul Barosu ve Basın ve İletişim Hukuku Komisyonu, fon krizini haberleştiren gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklama kararlarına sert tepki gösterdi.
- Açıklamada Bahadır Özgür, Murat Ağırel, İsmail Saymaz, İsmail Arı, Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı gibi isimlerin maruz kaldığı hukuki süreçlerin basın özgürlüğünü zedelediği vurgulandı.
- Baro, gazetecilik faaliyetlerinin suç sayılamayacağını belirterek Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) hükümlerine uyulması çağrısında bulundu.
İSTANBUL, TÜRKİYE — İstanbul Barosu ile Basın ve İletişim Hukuku Komisyonu, son dönemde fon krizini haberleştiren gazetecilere yönelik artan gözaltı ve tutuklama dalgasına karşı ortak bir açıklama yayımladı. Basın özgürlüğünün ve toplumun haber alma hakkının demokratik bir toplumun en temel yapı taşları olduğuna dikkat çekilen açıklamada, yargı mekanizmalarının eleştirel sesleri baskı aracı olarak kullanmaması gerektiği ifade edildi.
Yaşanan gelişmelerin ardından kamuoyunda geniş yankı uyandıran süreç, özellikle basın camiasında büyük bir kaygı yaratmış durumda. Dünyada ve Türkiye’de benzer krizler yaşanırken, örneğin Fransa’da sendika dışı eylemler için yasak kararı alınması gibi toplumsal hareketleri kısıtlayan benzeri idari ve hukuki adımlar uluslararası kamuoyunda da tartışılmaya devam ediyor.
Gazetecilik Faaliyeti Suç Olarak Nitelendirilemez
Baro tarafından yapılan açıklamada, son bir hafta içerisinde yaşanan gelişmelerin basın özgürlüğüne vurulan ağır bir darbe olduğu belirtildi. Gazeteci Bahadır Özgür’ün gözaltına alınması, Murat Ağırel ve İsmail Saymaz hakkında ev hapsi kararı verilmesi, Ağırel ile İsmail Arı’nın tutuklanması ve aynı soruşturma kapsamında Şaban Sevinç ile Mustafa Balcı’nın da cezaevinde bulunması sürece dair eleştirilerin odağını oluşturdu.
Fon krizini araştıran ve kamuoyunu aydınlatan gazetecilerin hedef alınmasının kabul edilemez olduğu vurgulanan raporda, "Gazetecilik faaliyeti suç olarak nitelendirilemez" denildi. Kamuoyunu yakından ilgilendiren mali ilişkilerin ve iddiaların araştırılmasının, tek başına bir gözaltı ya da tutuklama gerekçesi olamayacağı net bir dille ifade edildi.
Anayasa ve AİHS Vurgusu Yapıldı
Basın kuruluşlarına kayyım atanması ve gazetecilere yönelik adli kontrol tedbirlerinin eleştirel basını ekonomik ve hukuki anlamda yok etme tehlikesi taşıdığına işaret eden İstanbul Barosu, ulusal ve uluslararası hukuk normlarını hatırlattı. Anayasa’nın 13 ve 19’uncu maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5 ve 10’uncu maddelerinin ifade özgürlüğü ile kişi güvenliğini güvence altına aldığını belirtti.
Benzer şekilde, dijital dünyada ve basın alanında yaşanan hak ihlalleri veya teknik kısıtlamalar da sıklıkla gündeme gelmektedir. Tıpkı dijital altyapılarda yaşanan PHP2Shell güvenlik açığı Avrupa’da siteleri sarstı: Türkiye’de durum başlıklı teknolojik krizlerde olduğu gibi, bilgiye erişim yollarının güvenli ve özgür bir şekilde sağlanması, kamusal şeffaflık açısından hayati önem taşımaktadır.
Açıklamanın sonunda, ceza soruşturmaları ve tutuklama tedbirlerinin bir sansür aracı olarak kullanılmasının önlenmesi gerektiği yinelenirken, bağımsız gazeteciliğin korunmasının tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğu hatırlatıldı.



