⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 400
🕐 Son Güncelleme: 22.10.2026 04:18
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- TOKİ Başkanı Mustafa Levent Sungur, TBMM KİT Komisyonu toplantısında konut projelerinin ilerleyişi ve karşılaşılan engeller hakkında bilgi verdi.
- Özellikle Mersin ve Antalya gibi illerde yeni konut alanları bulmanın ciddi zorluklar yarattığı ve projelerde gecikmelere neden olduğu belirtildi.
- Konut inşası için tarım arazilerinden kaçınıldığı, ancak zorunlu durumlarda vasfını yitirmiş orman ve mera alanlarının resmi izinlerle kullanılabildiği açıklandı.
TBMM KİT Komisyonu toplantısında, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın (TOKİ) hesapları ve yürütülen projeler kapsamlı bir şekilde ele alındı. Görüşmeler sırasında milletvekillerinin projelerdeki gecikmeler ve arazi kullanımı konularındaki eleştirilerine yanıt veren TOKİ Başkanı Mustafa Levent Sungur, konut üretim sürecinde karşılaşılan temel darboğazları dile getirdi.
Konut Projelerinde Yer Bulma Sorunu ve Gecikmeler
Komisyon toplantısında muhalefet milletvekilleri, özellikle 500 bin konut projesinde bazı bölgelerde çalışmaların henüz başlamadığını belirterek eleştirilerde bulundu. TOKİ Başkanı Sungur, 250 bin sosyal konut kampanyasında üretimden geri durmadıklarını ancak bazı bölgelerde yer temini konusunda ciddi sıkıntılar yaşandığını vurguladı.
Sungur, bu sıkıntıların en yoğun hissedildiği illerin başında Mersin ve Antalya’nın geldiğini belirtti. Özellikle Antalya’nın Manavgat ve Demre ilçeleri ile Muğla merkezde uygun inşaat alanı bulmanın oldukça güçleştiğini ifade eden Başkan, yer bulma zorluğunun projelerin takviminde aksamalara yol açtığını söyledi.
Arazi Kullanımı: Tarım ve Orman Alanları
YENİ Parti Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız’ın, konut projeleri için son beş yılda ne kadar tarım arazisi, mera ve orman alanı kullanıldığına dair sorusu üzerine Sungur, stratejik bir açıklama yaptı. TOKİ’nin önceliğinin tarım arazilerini korumak olduğunu belirten Sungur, konut yapımı için mümkün mertebe bu alanlardan uzak durduklarını ifade etti.
Ancak, uygun alan bulunamadığı durumlarda izlenen prosedürü de detaylandıran Sungur, “Özellikle bazı vasfını yitirmiş alanlarda, bu alanlar haricinde bulunması mümkün değilse ancak o zaman ilgili kurumlarla görüşerek rızalarını alıyoruz. Bu süreçte resmi süreçlerin dijital takibi ve yasal prosedürlere uygun şekilde vasfını yitirmiş yerlerde konut inşa ediyoruz” dedi. Bu sayede, ekosisteme zarar vermeden ihtiyaç duyulan konut stokunun oluşturulması hedefleniyor.
500 Bin Konut Projesinde Pozitif Ayrımcılık
Milletvekillerinin hak sahipliği konusundaki sorularını da yanıtlayan Sungur, 500 bin konut projesinde şehirlerin nüfus dağılımı esas alınsa da deprem bölgesindeki illere yönelik bir pozitif ayrımcılık yapıldığını açıkladı. Deprem sonrası yaşanan yoğun nüfus hareketliliğinin, şehirlerin ihtiyaç duyduğu konut sayısını değiştirdiğini belirten Sungur, bölgedeki konut ihtiyacını karşılamak adına bu yöntemin seçildiğini ifade etti.
Konutların inşası sürecinde, deprem bölgelerindeki son durum ve nüfus projeksiyonları dikkate alınarak, hak sahiplerinin en hızlı şekilde konutlarına kavuşması amaçlanıyor. Sungur, tüm kampanyalarda temel esasın şehirlerin gerçek nüfus yapısına uygunluk olduğunu ancak olağanüstü durumların planlamalarda belirleyici olduğunu sözlerine ekledi.



