⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 378
🕐 Son Güncelleme: 25.10.2026 09:37
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- 1966 yılında İstanbul’dan Ankara’ya giden bir taksi, Düzce yakınlarında silahlı saldırıya uğradı; olayda Amerikalı üsteğmen Brenda L. Howard ve şoför Muharrem Çelik hayatını kaybetti.
- Saldırıdan ağır yaralı kurtulan tek tanık Birol Soyulgan’ın ifadeleriyle başlatılan soruşturmada, itiraflara rağmen çelişkili deliller nedeniyle cinayetin arkasındaki gerçekler tam olarak aydınlatılamadı.
- “Düzce Canavarı” olarak hafızalara kazınan ve yıllarca süren soruşturmalarla gündemden düşmeyen olay, Türk kriminal tarihinin en gizemli dosyalarından biri olmaya devam ediyor.
Türkiye’nin kriminal tarihinde 60 yıldır çözülemeyen veya üzerinde çok sayıda spekülasyon üretilen olaylar arasında, 1966 yılında Düzce’de gerçekleşen cinayet vakası özel bir yere sahiptir. O dönemde ulaşımın büyük ölçüde karayoluyla sağlandığı, Bolu Dağı geçidinin tehlikeli ve ıssız olduğu yıllarda yaşanan bu olay, sadece yerel değil, uluslararası basının da dikkatini çekmişti.
Olayın Gelişimi ve İlk Bulgular
Tarih 6 Eylül 1966’yı gösterdiğinde, İstanbul’dan Ankara’ya doğru yola çıkan 58 plakalı bir taksi, beraberinde Amerikalı kadın üsteğmen Brenda L. Howard ve Türk nişanlısı müzisyen Birol Soyulgan’ı taşıyordu. Direksiyonda ise Muharrem Çelik bulunuyordu. Yolculuğun ilerleyen saatlerinde, araca hangi noktada bindikleri tam olarak tespit edilemeyen iki gizemli şahıs daha dahil oldu. Düzce yakınlarında araç durdurulduğunda ise trajedi yaşandı.
Sabaha karşı Çilimli kavşağı yakınlarında ağır yaralı halde bulunan Birol Soyulgan, olaydan sağ kurtulan tek kişiydi. Soyulgan’ın yardım çığlıkları üzerine bölgeye intikal eden güvenlik güçleri, taksi şoförü Muharrem Çelik ve üsteğmen Howard’ın cansız bedenleriyle karşılaştı. Bu vahim olay, o dönemde kamuoyunda büyük bir infial yarattı.
Soruşturmadaki Çelişkili İfadeler
Olayın ardından başlatılan geniş çaplı soruşturmada, parmak izleri ve tanık ifadeleri doğrultusunda onlarca kişi gözaltına alındı. Hatta bazı şüpheliler cinayeti işlediklerini itiraf ettiler. Ancak, soruşturma derinleştikçe ifadeler arasındaki çelişkiler, olayın sıradan bir gasp veya cinayet vakasından daha karmaşık olabileceği şüphesini doğurdu. Tıpkı güncel olaylarda yaşanan İzmir Kemalpaşa’daki silah operasyonları gibi, o dönemde de güvenlik güçleri delilleri bir araya getirmekte zorlanmıştı.
Düzce Canavarı Efsanesi
Kamuoyunda “Düzce Canavarı” olarak adlandırılan bu cinayet, yaklaşık iki yıl boyunca gazete manşetlerinden inmedi. Dönemin teknolojisi ve kriminal imkanları dahilinde yapılan çalışmalar, olayın üzerindeki sis perdesini kaldırmaya yetmedi. Bazı çevreler olayı siyasi bir sabotaj olarak değerlendirirken, diğerleri basit bir yol kesme cinayeti olduğunu savundu. Tıpkı bugün Kayseri’deki trafik olayları gibi, o dönemde de yol güvenliği ve şüpheli araç durdurma vakaları sıklıkla gündeme geliyordu.
Sonuç olarak, 60 yıl geçmesine rağmen cinayetin tam olarak neden işlendiği ve o iki gizemli yolcunun kim olduğu sorusu, Türk hukuk tarihinin tozlu raflarında derin bir sır olarak kalmaya devam ediyor.



