⏱️ Okuma Süresi: 3 dk
📝 Kelime: 553
🕐 Son Güncelleme: 25.10.2026 19:22
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Adana’nın Kozan ilçesine bağlı kızılçam ormanlarında, sonbahar yağışlarının ardından son 20 yılın en yüksek kanlıca mantarı verimi kaydedildi.
- Halk arasında “çıntar” olarak da bilinen ve kilogram fiyatı 300 liraya ulaşan mantarlar, yöre halkı tarafından toplanarak iç tüketim için saklanıyor ve pazarlarda satışa sunuluyor.
- Uzmanlar ve bölge sakinleri, doğada zehirli türlerin de bulunabileceği konusunda uyararak mantar toplarken bilinçli hareket edilmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Türkiye genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyreden yağışlar doğadaki dengeleri olumlu yönde etkilerken, kırsal bölgelerde ekonomik ve kültürel açıdan önemli hareketlilikler yaşanmasına neden oluyor. Bu kapsamda Adana’nın Kozan ilçesindeki kızılçam ormanları, son yılların en bereketli sezonlarından birine ev sahipliği yapıyor. Bölge halkının uzun süredir şahit olmadığı yoğunlukta gerçekleşen yağışlar, orman tabanında şifa kaynağı olarak bilinen ve yüksek ekonomik değere sahip mantarların adeta topraktan fışkırmasını sağladı.
Kozan’a bağlı Kızlarsekisi Mahallesi başta olmak üzere çevre ormanlarda görülen bu doğal bolluk, hem köylülerin hem de bölgeye gelen doğa tutkunlarının yüzünü güldürdü. Halk arasında çıntar ismiyle de anılan bu lezzetli tür, pazar tezgahlarında ve doğrudan üreticiden tüketiciye ulaşılan kanallarda kilogram başına 300 Türk Lirası’ndan kendine yer buluyor.
20 Yıldır Görülmeyen Yağışlar Verimi Artırdı
Bölgede ailesiyle birlikte uzun yıllardır bu geleneği sürdüren ve doğadan rızıklarını arayan mahalle sakinlerinden Ali Gök, bu sezon yaşanan verimin son yirmi yılın en yüksek seviyesinde olduğunu belirtti. Gök, doğanın sunduğu bu eşsiz nimetin kıymetini bildiklerini ifade ederek şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu sene yağmurlar çok güzel ve dengeli yağdı. Yaklaşık 20 yıldır böyle bir yağmur yağmamıştı. Kanlıca mantarları ormanın adeta her yerinden fışkırdı. Doğadaki bu zenginlik en az 15-20 yıldır bu ölçüde görülmüyordu, daha önceki yıllarda mantar bulmak oldukça zördü. Bu sezon hem ürün kalitesi hem de miktar açısından beklentilerimizin çok üzerine çıktı.”
Mantar toplama sürecinin kendileri için sıradan bir ekonomik faaliyetten öte, bir tutku ve adeta bir “avlanma” heyecanı barındırdığını belirten Gök, kuru çam ibrelerinin ve yaprakların altında kimi zaman tek seferde 5 ila 10 adet mantar bulabildiklerini kaydetti. Bölgede benzer ekonomik ve tarımsal gelişmelerin yanı sıra, ülkemiz genelindeki enerji ve üretim hamleleri de yakından takip ediliyor. Özellikle Türkiye elektrik üretiminde yerlilik oranı yüzde 70,3’e ulaştı haberi, yerel ekonomilerin kendi dinamikleriyle ayakta kalma çabasını destekleyen stratejik bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Zehirli Türlere Karşı “Bilinçli Toplayıcılık” Uyarısı
Doğal ormanlık alanlarda kendiliğinden yetişen mantarların ekonomik bir getiri sağlamasının yanı sıra ciddi sağlık riskleri de barındırdığına dikkat çekiliyor. Uzmanlar ve tecrübeli köylüler, her yenilebilir mantarın yanında zehirli türlerin de benzer habitatlarda yaşayabildiğini vurguluyor. Deneyimli toplayıcı Ali Gök, bu konuda vatandaşları önemle uyarıyor:
“Mantarların arasında insan sağlığını tehdit eden, hatta kısa sürede ölümcül sonuçlar doğurabilen çok zehirli türler de var. Hangi mantarın yeneceğini, hangisinin tehlikeli olduğunu kesin olarak bilmek şart. Eğer bu konuda bilgi sahibi değilseniz kesinlikle mantar toplamaktan ve tüketmekten uzak durmalısınız. Ayrıca toplama esnasında doğaya zarar vermemek, ormanı talan etmemek gerekiyor; aksi takdirde gelecek yıllarda bu bolluğu bir daha göremeyiz.”
Yöre halkı tarafından genellikle böreklerde, tencere yemeklerinde ve kavurma yapılarak tüketilen bu özel mantar türü, hem ev ekonomisine katkı sağlarken hem de yöresel mutfak kültürünün yaşatılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Diğer yandan, artan kırsal hareketlilik ve seyahatler sırasında yaşanabilecek olası olumsuzluklara karşı yetkililer sürücüleri ve yayaları dikkatli olmaya davet ediyor. Nitekim benzer coğrafyalarda ve ulaşım hatlarında yaşanan park halindeki araçtan inen çocuğa otomobil çarptı gibi üzücü olaylar, özellikle doğa turizmi ve kırsal alan ziyaretlerinde trafik ve yaya güvenliğinin ne denli hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.



