⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 428
🕐 Son Güncelleme: 26.10.2026 04:18
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İsrail, 27 Ekim tarihinde sandık başına gitmeye hazırlanırken siyasetin merkezinde Binyamin Netanyahu’nun geleceği yer alıyor.
- Uzmanlar ve insan hakları örgütleri, Netanyahu’nun görevden ayrılmasının İsrail’in işgal ve askeri odaklı dış politikasında köklü bir değişim yaratmayacağını öngörüyor.
- Seçim yarışı, sağ siyasetin farklı tonları arasında geçmekte olup Filistinlilere yönelik uygulamaların niteliği üzerine yoğunlaşıyor.
İsrail, 27 Ekim tarihinde gerçekleştirilecek olan genel seçimler için geri sayıma başladı. Batı dünyası ve uluslararası kamuoyu, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun siyasi geleceğine ve bu değişimin Ortadoğu’daki dengeleri nasıl etkileyeceğine odaklanmış durumda. Ancak siyasi analizler, Netanyahu’nun koltuğu bırakması durumunda İsrail’in bölgeye yönelik sert politikalarının sona ermeyebileceğini gösteriyor.
Netanyahu’nun Rolü ve Bölgesel Etkileri
İsrail’de yaklaşan seçim süreci, sadece bir lider değişimi değil, aynı zamanda devletin temel güvenlik ve yerleşim stratejilerinin de test edileceği bir dönem olarak görülüyor. Seçim süreci devam ederken İsrail seçimlerinde yapay zeka ve bot hesap tartışması gibi dijital unsurların da kamuoyu üzerindeki etkisi merak konusu olmaya devam ediyor. Batılı aktörlerin bir kısmı Netanyahu’nun devrilmesinin bölgedeki kanlı denklemi değiştirebileceğini umsa da, sahadaki gerçekler farklı bir tablo çiziyor.
Ortadoğu uzmanı Prof. Vali Nasr, İsrail’in dış politikasındaki sorumluluğun tamamen Netanyahu’ya yüklenmesinin hatalı bir yaklaşım olduğunu savunuyor. Nasr’a göre, İsrail’in sorunları askeri yöntemlerle çözme eğilimi ve Gazze ile Lübnan gibi bölgelerde tampon bölgeler oluşturma stratejisi, hükümetin kimliğinden bağımsız, kurumsal bir zihniyetin ürünüdür. Bu durum, yeni bir başbakanın gelmesinin işgal politikalarını radikal bir şekilde değiştirmeyeceği anlamına geliyor.
B’Tselem: “Dünya Bir Yanılsama İçinde”
İsrail merkezli insan hakları örgütü B’Tselem, mevcut siyasi atmosferi “bir yanılsama” olarak nitelendiriyor. Kuruluşun icra direktörü Yuli Novak, Batı dünyasının “başka bir hükümet gelirse durum düzelecek” düşüncesinin gerçeği yansıtmadığını vurguluyor. Novak’a göre, İsrail’deki seçim yarışı aslında şiddet politikalarını daha da sertleştirmek isteyenler ile mevcut apartheid sistemini “daha nazik” bir şekilde sürdürmek isteyenler arasında geçiyor.
B’Tselem’in raporlarına göre, muhalefet partileri koalisyon kurma aşamasında Filistinli partileri dışlama konusunda mevcut hükümetle benzer bir tutum sergiliyor. Kamuoyu yoklamaları da bu durumu destekler nitelikte; Yahudi seçmenlerin büyük bir çoğunluğu Arap partilerinin desteğine dayalı bir hükümete karşı çıkıyor. Bölgedeki bu siyasi gerilim, Yemen’de çatışmaların sürdüğü diğer Ortadoğu coğrafyalarıyla benzer bir istikrarsızlık riskini beraberinde getiriyor.
Yerleşim Politikaları ve Etnik Temizlik İddiaları
İsrail hükümetinin sadece Gazze değil, Batı Şeria’daki politikaları da giderek sertleşiyor. B’Tselem sözcüsü Yair Dvir, mevcut yönetimin yerinden etme ve ilhak politikalarını açıkça dile getirdiğini belirtiyor. İsrail içindeki Arap nüfusun da giderek “düşman” olarak kodlandığı ve Arap bölgelerinde Yahudi yerleşimlerinin genişletilmesi için kısıtlamaların artırıldığı ifade ediliyor. Bu durum, İsrail’in gelecekteki yönetim yapısı ne olursa olsun, işgal altındaki topraklardaki statükonun korunacağına dair görüşleri güçlendiriyor.



