⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 386
🕐 Son Güncelleme: 26.10.2026 01:03
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nükleer Tıp Kliniğinde görevli taşeron sağlık işçileri, sendikal faaliyetlerinin ardından işten çıkarıldıklarını duyurdu.
- İşçiler; uzun çalışma saatleri, radyasyon maruziyeti ve yetersiz güvenlik önlemleri gibi ciddi çalışma koşulu sorunlarını dile getiriyor.
- Sendikalaşma süreci sonrası işten atılan personel, kliniğin yönetim anlayışını eleştirerek kamuoyunu denetim mekanizmalarını harekete geçmeye çağırıyor.
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nükleer Tıp Kliniği bünyesinde hizmet veren MNT firması çalışanları, sendikal haklarını kullandıkları gerekçesiyle işten çıkarıldıklarını açıkladı. Yıllardır hastanenin nükleer tıp biriminde tekniker, temizlik personeli ve destek hizmetleri kadrosunda görev yapan işçiler, yaşadıkları mağduriyeti kamuoyu ile paylaştı. İşçiler, aynı kliniğin şefine “yılın sağlık yöneticisi” ödülü verilmesine karşın kendilerinin kapı önüne konulmasını “çelişkili bir ödüllendirme süreci” olarak nitelendirdi.
Sendikalaşma Süreci ve İşten Çıkarma
Yaklaşık üç yıl önce Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikası bünyesinde örgütlenmeye başlayan sağlık çalışanları, temel amaçlarının asgari ücret düzeyindeki maaşlarını iyileştirmek, mobbinge karşı durmak ve güvenli çalışma ortamı sağlamak olduğunu belirtti. Ancak sendikal örgütlenmenin ardından işten çıkarmaların yaşanması, hastanedeki çalışma barışını ciddi şekilde zedeledi. Diğer yandan gündemdeki sosyal medya tartışmaları gibi toplumsal olaylar dikkat çekse de, sağlık emekçilerinin bu hayati mücadelesi göz ardı edilmemesi gereken bir konu olarak öne çıkıyor.
Radyasyon Riski ve Güvenlik İhlalleri
Çalışanların iddialarına göre, nükleer tıp ihalelerinde insan emeğinden ziyade cihazların verimliliğine odaklanılıyor. Bu durum, şirketlerin kâr hırsıyla çekim sayısını artırmasına ve dolayısıyla personelin daha yüksek seviyede radyasyona maruz kalmasına neden oluyor. Temizlik görevlilerine uzun süre dozimetre temin edilmediğini öne süren işçiler, radyasyon takibinin ancak yoğun mücadeleler sonucunda yapılabildiğini vurguladı. Ayrıca, teknik yeterliliği olmayan personelin yüksek dozlu lütesyum tedavilerinde görevlendirilmesi, sadece çalışanların değil, hastaların da sağlığını tehdit eden kritik bir güvenlik açığı olarak tanımlandı. Benzer şekilde, savunma sanayisindeki teknolojik gelişmeler gibi denetim ve hassasiyet gerektiren alanlarda olduğu gibi, sağlık hizmetlerinde de denetim mekanizmalarının eksikliği dikkat çekiyor.
İşçiler, cihaz arızalandığında radyoaktif madde taşıyan hastaların gerekli önlemler alınmadan başka merkezlere sevk edilmesinin büyük bir ihmal olduğunu savunuyor. Taşeron sistemin yarattığı bu “kit ve cihaz” odaklı çalışma anlayışının, sağlık hizmetlerinin insani boyutunu yok ettiğini ifade eden çalışanlar, ilgili kurumları denetim görevlerini yapmaya davet ediyor.
Dünya genelinde yaşanan küresel güvenlik sorunları ve bölgesel krizler gündemi meşgul etse de, Türkiye’deki sağlık emekçilerinin çalışma koşulları ve sendikal hak arayışı, sosyal devlet anlayışının temel bir testi niteliği taşıyor.



