⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 424
🕐 Son Güncelleme: 27.10.2026 14:13
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Türkiye’nin elektrik üretim serüveninde yerel işletmelerden ulusal şebekeye geçiş süreci, Cumhuriyet’in 103. yıl dönümü kapsamında ele alındı.
- Zonguldak’taki Çatalağzı Termik Santrali ile İstanbul’daki Silahtarağa Santrali’nin 1952 yılında 154 kilovoltluk hatla birleştirilmesi ulusal enterkonnekte sistemin temelini oluşturdu.
- 1970 yılında Türkiye Elektrik Kurumu’nun (TEK) kurulmasıyla elektrik faaliyetleri üretimden dağıtıma bütünleşik bir yapıda yönetilmeye başlandı.
Türkiye’nin enerji tarihinde Cumhuriyet’in ilanından 1970’li yıllara uzanan süreç, yerel santrallerin dağınık yapısından ulusal ve bütünleşik bir elektrik şebekesine dönüşümün hikayesini barındırıyor. 1930’lu yıllara kadar tamamen yabancı işletmelerin elinde bulunan yerel santraller ve birbirinden bağımsız dağıtım şebekeleri, ülkenin sanayileşme hamleleri önünde büyük bir engel teşkil ediyordu.
Bu dağınık yapıyı milli çıkarlar doğrultusunda dönüştürmek amacıyla 1935 yılında büyük santraller kurup işletmek üzere Etibank, elektrik kaynaklarını araştırmak ve projelendirmek üzere ise Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİE) kuruldu. Gerçekleştirilen bu stratejik yatırımlar meyvesini verdi ve 1950’lerin başında Türkiye’nin toplam kurulu gücü 407,8 megavata, yıllık elektrik üretimi ise 789,5 milyon kilovatsaate ulaştı.
Ulusal Enterkonnekte Hattın Doğuşu
Türkiye’nin elektrik altyapısında en kritik eşiklerden biri 1952 yılında atıldı. Zonguldak’ta faaliyete geçen Çatalağzı Termik Santrali ile İstanbul’un can damarı olan Silahtarağa Santrali, 154 kilovoltluk bir iletim hattıyla birbirine bağlandı. Bu hamle, birbirinden bağımsız çalışan bölgesel şebekelerin ülke çapında birleştirilmesine yönelik atılan en büyük adım olarak kayıtlara geçti.
Sürece dair değerlendirmelerde bulunan TEİAŞ Elektrik Tarihi Kitap Komisyonu Üyesi Selçuk Şengül, devletin elektrik işletmelerini kamulaştırma ve satın alma sürecinin 1938-1944 yılları arasında hız kazandığını belirtti. İstanbul’da Ganz firmasının işlettiği elektrik şirketinin 1938’de kamulaştırıldığını hatırlatan Şengül, o dönemde İstanbul’un Anadolu yakasının elektriklendirilmesinde gecikmeler yaşandığını vurguladı.
Şengül, 1948 yılında devreye giren Çatalağzı Termik Santrali’nin İstanbul’un arz güvenliğini desteklemek amacıyla 1952’de Silahtarağa’ya bağlanmasının hayati önem taşıdığını ifade ederek, aksi takdirde İstanbul’da olası bir arızayı besleyecek yedek bir ağın bulunmadığını dile getirdi. Bu durumun üretim maliyetlerini artırdığını ve sanayi üretimini sekteye uğrattığını belirten Şengül, 1952’deki bu entegrasyonun ekonomik istikrar ve enerji güvenliği açısından milat niteliğinde olduğunu kaydetti. Benzer şekilde, Türkiye genelindeki kalkınma hamleleri ve kırsal kalkınma projeleri de yerel üretim modelleri ile desteklenerek ülkenin altyapı gücünü artırdı.
Hidroelektrik Yatırımlar ve TEK Dönemi
1956 yılına gelindiğinde Seyhan ve Sarıyar barajları ile hidroelektrik santralleri ve Tunçbilek Termik Santrali de sisteme dahil edildi. Üretim kapasitesini katlayan bu devasa yatırımlar, ulusal şebekenin coğrafi olarak genişlemesine zemin hazırladı.
1970 yılında Türkiye Elektrik Kurumu’nun (TEK) kurulmasıyla birlikte elektrik faaliyetleri üretimden iletime, dağıtımdan satışa kadar tek bir çatı altında toplandı. Bu kurumsal yapı, sektörde nitelikli teknik ve bürokratik kadroların yetişmesine olanak tanırken, uzmanlaşma süreçlerini de hızlandırdı.



