⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 305
🕐 Son Güncelleme: 31.10.2026 16:10
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İstanbul’da bir hastanenin nükleer tıp biriminde görev yapan sağlık emekçileri, yasal sınırların çok üzerinde radyasyona maruz bırakılıyor.
- Haftalık 35 saatlik çalışma sınırının çiğnendiği ve fazla mesaiye zorlandığı hastanede, anayasal sendika haklarını kullanan işçiler işten çıkarılıyor.
- Uzmanlar, sağlık sektöründeki denetimsizliğin ve angaryanın hem çalışan sağlığını tehdit ettiğini hem de yoksulluk ve sağlık sorunları arasındaki kritik ilişki bağlamında derin eşitsizlikler yarattığını vurguluyor.
Türkiye’de sağlık sektöründe çalışanların karşı karşıya olduğu zorluklar, İstanbul’da bir hastanenin nükleer tıp biriminde yaşanan olaylarla bir kez daha gözler önüne serildi. Mevzuatla belirlenen radyoaktif madde sınırlarının çok üzerinde çalışmaya zorlanan sağlık emekçileri, yaşam haklarını ve iş güvenliğini korumak isterken ciddi mağduriyetler yaşıyor. Sektördeki denetimsizlikler ve angarya dayatmaları, kamu sağlığı ve çalışan hakları açısından alarm veriyor.
Yasal Sınırlar ve Haftalık Çalışma Saatleri İhlal Ediliyor
Mevcut yönetmeliklere göre radyasyon içeren birimlerde çalışan personelin haftalık çalışma süresi 35 saat olarak sınırlandırılmıştır. Ancak İstanbul’daki olayda, bu yasal sınırın sistematik olarak çiğnendiği ve personelin aşırı dozda radyasyona maruz bırakıldığı ortaya çıktı. Hastane yönetimlerinin denetimsizlikten güç alarak işçileri fazla mesaiye zorlaması, çalışanların hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını tehdit ediyor. Benzer şekilde, sektördeki teknolojik gelişmeler ve yerli sağlık teknolojileri gibi önemli adımlar atılırken, insan gücünün ve çalışan haklarının aynı oranda korunmadığı gerçeği dikkat çekiyor.
Anayasal Sendika Hakkı Engel mi?
Maruz kaldıkları yüksek dozda radyasyona karşı seslerini yükselten ve insanca çalışma koşulları talep eden sağlık emekçileri, anayasal hakları olan sendikalı olma süreçlerini başlattıklarında işten çıkarılma baskısıyla karşılaştı. Hak arama hürriyetlerini kullanan işçilerin kapı önüne konulması, çalışma yaşamındaki hukuki boşlukların ve denetim eksikliğinin ne denli büyük boyutlara ulaştığını kanıtlar nitelikte. Çalışma ekonomisi ve iş hukuku uzmanları, bu tür hak ihlallerinin toplumsal huzuru zedelediğine ve bireylerin yaşam hakkını doğrudan tehdit ettiğine dikkat çekiyor.
Öte yandan, sağlık alanındaki teknolojik yatırımlar hız kesmeden sürerken, ultrason cihazları ve diğer tıbbi donanımların yerli üretimi gibi stratejik hamleler konuşuluyor. Ancak bu modern cihazları kullanan ve hayat kurtaran sağlık emekçilerinin çalışma ortamlarının iyileştirilmemesi, sistemin en büyük çelişkilerinden biri olarak göze çarpıyor.




