⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 404
🕐 Son Güncelleme: 07.11.2026 14:33
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Türkiye’nin önde gelen yer bilimcileri, olası bir İstanbul depremine karşı kentin mevcut hazırlık düzeyinin yetersiz olduğunu vurguladı.
- Uzmanlar, kentsel dönüşümün tek başına çözüm olmadığını, şehir genelinde “deprem dirençli” bir yapılaşmanın şart olduğunu belirtti.
- Bilim insanları, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğiyle hareket edilerek yerleşim alanlarının hızla güvenli hale getirilmesi gerektiği konusunda birleşiyor.
Türkiye genelinde farklı bölgelerde meydana gelen sarsıntılar, kamuoyunun dikkatini yeniden beklenen büyük İstanbul depremi gerçeğine çevirdi. Yer bilimciler Prof. Dr. Naci Görür ve Prof. Dr. Ahmet Ercan, yaptıkları son değerlendirmelerde İstanbul’un olası bir afete karşı henüz istenen hazırlık seviyesinde olmadığını ifade etti.
Türkiye Bir Deprem Bölgesi Gerçeği
Prof. Dr. Naci Görür, Türkiye’nin jeolojik yapısı gereği her an farklı büyüklüklerde depremlerle karşılaşılabileceğini hatırlattı. Afyonkarahisar ve Batı Anadolu hattındaki fay hareketliliğine dikkat çeken Görür, bu bölgedeki canlı fayların türlerinin çeşitlilik gösterdiğini belirtti. Görür, “Türkiye zaten bir deprem bölgesi. Dolayısıyla değişik yerlerde, değişik boyutlarda depremi görmemiz bizim için sürpriz değil” diyerek, depremle yaşama kültürünün geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Toplumun gündeminde sadece depremin zamanı veya büyüklüğünün yer almaması gerektiğini savunan Görür, asıl odaklanılması gereken noktanın yapı stokunun güvenliği olduğunu belirtti. Benzer şekilde, ülkemizde kamu güvenliğini ilgilendiren diğer kritik konularda olduğu gibi, deprem hazırlıkları da disiplinli bir çalışma gerektiriyor. Nitekim, okullarda güvenlik düzenlemeleri gibi kurumsal adımların yanı sıra, şehirlerin fiziksel güvenliği de hayati önem taşıyor.
Deprem Dirençli Kentler Vurgusu
Naci Görür, “Depremden korunmanın yolu, deprem dirençli kentler yaratmaktan geçer” diyerek yerel yönetimlere ve merkezi hükümete çağrıda bulundu. Görür’e göre, kentsel dönüşüm süreçleri sadece binayı yenilemekle sınırlı kalmamalı, tüm altyapı sistemleri deprem gerçeğine göre tasarlanmalıdır. Aksi takdirde, beklenen büyük sarsıntıda ağır kayıpların yaşanmasının kaçınılmaz olduğu uyarısında bulundu.
Öte yandan, Türkiye’nin bilimsel alandaki başarısı da dikkat çekiyor. Örneğin, Karabük Üniversitesi bilimsel başarıları ile uluslararası platformlarda öne çıkarken, yer bilimleri alanındaki araştırmaların da bu akademik derinlikle desteklenmesi büyük önem arz ediyor. Uzmanlar, bilimsel verilerin ışığında yerel yönetimlerin “afet dirençli kent” vizyonunu benimsemesi gerektiğini savunuyor.
Kentsel Dönüşüm Yeterli mi?
Uzmanlar, kentsel dönüşümün sadece binaların yıkılıp yeniden yapılması olarak görülmesinin hata olduğuna dikkat çekiyor. İstanbul gibi yoğun nüfuslu ve yapı stoğu eski olan bölgelerde, bütüncül bir yaklaşımın şart olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Ercan, deprem dirençli kentin tanımını şu şekilde özetliyor: “Sadece binaları değil, yolları, hastaneleri, elektrik ve su şebekelerini de deprem anında işlevini yitirmeyecek şekilde tasarlamalıyız.”
Sonuç olarak, bilim insanları depremin ne zaman olacağından ziyade, “ne kadar hazırlıklı olduğumuzun” tartışılması gerektiğini, aksi takdirde felaketlerin sadece birer istatistik olarak kalmayıp büyük insani acılara dönüşeceğini hatırlatıyor.




