⏱️ Okuma Süresi: 3 dk
📝 Kelime: 519
🕐 Son Güncelleme: 08.11.2026 18:30
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İngiltere’de Türk vatandaşlarının ECAA kapsamında yaptığı süresiz oturum başvurularının onay oranlarında bu yıl ciddi bir düşüş ve ret kararlarında belirgin bir artış kaydedildi.
- Resmi verilere göre, 2025 yılının ilk yarısında 3 bin 378 olan onay sayısı, 2026’nın aynı döneminde 745’e gerileyerek yüzde 78’lik bir azalma gösterdi.
- Hukukçular ve siyasetçiler, reddedilen bazı başvurularda mevzuatta yer almayan şartların öne sürüldüğünü ve hatalı kararlar alındığını iddia ediyor.
İngiltere‘de Türk vatandaşlarının kendi işini kurarak oturum ve kalıcı ikamet hakkı elde etmesine imkân tanıyan Avrupa Topluluğu Ortaklık Anlaşması (ECAA) kapsamındaki başvurularda yaşanan gelişmeler, göçmen hukuku alanında yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Yılın başından bu yana yüzlerce Türk vatandaşının süresiz oturum başvurusunun reddedildiği, onaylanan dosya sayısında ise geçmiş yıllara kıyasla büyük bir gerileme yaşandığı rapor edildi.
Elde edilen resmi verilere göre, ECAA (Ankara Anlaşması) çerçevesinde kalıcı oturum izni alan Türk vatandaşlarının sayısı 2025 yılının ocak-haziran döneminde 3 bin 378 seviyesindeyken, bu rakam 2026 yılının aynı döneminde 745’e kadar düştü. Söz konusu veriler, onay oranlarında yaklaşık yüzde 78’lik keskin bir düşüş yaşandığını açıkça ortaya koyuyor. Uluslararası ilişkiler ve göçmen politikalarındaki bu ani değişim, küresel ölçekteki hareketliliği ve benzeri diplomatik süreçleri de akıllara getiriyor. Tıpkı İspanya’da Kanarya Adaları’ndaki göç baskısı için acil toplantı kararı alınması gibi, Avrupa genelinde göç ve oturum politikalarında sıkılaşma eğiliminin hakim olduğu gözlemleniyor.
Ret Kararlarındaki Artışın Arkasındaki Gerekçeler
Uygulamadaki ani sertleşmenin, dönemin İçişleri Bakanı Shabana Mahmood’un kalıcı oturum vizelerine daha katı koşullar getirilmesini öngören önerilerini duyurmasından kısa bir süre önce, Eylül 2025’ten itibaren hız kazandığı ifade ediliyor. İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office), başvuru değerlendirme kriterlerinde resmi bir kural değişikliğine gidilmediğini savunsa da, sahadaki uygulamalar ve hukukçuların tespitleri bunun aksini işaret ediyor.
Başvuruları geri çevrilen kişilere iletilen ret mektuplarında temel mantık hatalarının yapıldığı, ilgili mevzuatta yer almayan şartların gerekçe gösterildiği ve başvuru sahiplerinin kişisel durumlarının göz ardı edildiği öne sürülüyor. Uzmanlar, bürokratik süreçlerdeki bu katı tutumun hem iş insanlarını hem de uzun süredir ülkede yaşamını sürdüren kişileri mağdur ettiğine dikkat çekiyor. İş hayatındaki bu tür idari ve yasal aksaklıklar, farklı sektörlerde yaşanan anlaşmazlıkları da akıllara getiriyor. Örneğin, yerel ticaret ve hizmet sektörlerinde görülen Galatasaray’da zemin tartışmaları süregiderken ilgili firmadan yanıt gelmesi gibi idari süreçler, şeffaflık ve kurumsal iletişim konularının önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Mağduriyet Yaratan Örnek Olaylar
Basına yansıyan ve hukukçular tarafından incelenen bazı vakalar, değerlendirmelerdeki tartışmalı kararları gözler önüne seriyor. İngiltere’de kendi işini kurup ticari faaliyet yürüten bir Türk vatandaşının başvurusu, işletmesinin aktif bir sosyal medya hesabına sahip olmadığı gerekçesiyle reddedildi. Oysa resmi mevzuatta sosyal medya varlığı, kalıcı oturum izni alabilmek için aranan zorunlu yasal kriterler arasında yer almıyor.
Bir başka örnekte ise Türkiye’de yaşayan ve ölümcül düzeyde sağlık sorunları bulunan bir aile birevine destek olmak amacıyla ülkenin dışına çıkan bir başvuru sahibinin seyahat süreleri ret gerekçesi yapıldı. İçişleri Bakanlığı, söz konusu sağlık durumunun daha önceden bilindiğini savunarak bu seyahatlerin acil ve öngörülemeyen bir nitelik taşımadığı sonucuna vardı. Benzer şekilde, sağlık problemleri ve tedavi süreçleri nedeniyle ülkede bulunamadığı dönemler dezavantaj olarak değerlendirilen kişilerin hak arama mücadelesi hukuki platformlarda devam ediyor.
İngiltere’deki Türk iş dünyasını ve kalıcı oturum hakkı bekleyen binlerce vatandaşı yakından ilgilendiren bu sürecin, önümüzdeki dönemde açılacak toplu davalar ve siyasi girişimlerle nasıl şekilleneceği merakla bekleniyor.




