📝 441 kelime
🕐 Son Güncelleme: 01:23
Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü tartışmalarına bir yenisi daha eklendi. İstanbul merkezli yaşanan son hukuki gelişmeler, siyaset ve yayıncılık dünyasında geniş yankı uyandırdı. Tutuklu bulunan siyasilerin hak arama mücadelesi sürerken, bu kez de mahkeme savunmasının kitaplaştırılmasına resmi kurumlarca engel getirildi. Hukukçuların ve sivil toplum örgütlerinin tepkisini çeken bu karar, kamuoyunda infial yarattı.
Edinilen bilgilere göre, süreç ağustos ayının son haftasında hız kazandı. Hakkındaki iddialara karşı hazırladığı kapsamlı savunmayı kitap haline getiren yayınevi, Kültür Bakanlığı’na bandrol başvurusunda bulundu. Yaklaşık 400 sayfalık ve 10 bölümden oluşan eserin “Millet Şahidimdir” adıyla okurlarla buluşması planlanıyordu. Ancak kitabın basım ve ciltlenme aşamaları tamamlandığı sırada, İstanbul 4. Sulh Hukuk Hâkimliği devreye girdi.
Dağıtım ve Satışa Mahkeme Engeli
Basın Kanunu’nun ilgili maddeleri gerekçe gösterilerek verilen kararda, kitabın basılmış ve basılmakta olan tüm nüshalarına el konulması talep edildi. Aynı zamanda eserin dağıtımı ve satışa sunulması da tamamen yasaklandı. 27 Ağustos tarihinde çıkarılan bu karar saniyeler içinde uygulanarak, polis ekipleri henüz okuyucuyla buluşamayan eserler için yayınevine baskın düzenledi. Yaşanan bu olay, tıpkı tutuklu gazetecilerin iddianamesi 7 ay sonra kabul edildi haberinde olduğu gibi, adalet sisteminin işleyişine dair derin soru işaretlerini bir kez daha gözler önüne serdi.
Söz konusu yasaklama kararının ardından siyaset arenasından sert tepkiler yükseldi. Muhalefet kanadı, bu hamlenin halihazırda adil yargılanma hakkından mahrum bırakılan bir ismin sesini tamamen kesme girişimi olduğunu savundu. Hukukçular ise bir savunma metninin yasaklanmasının evrensel hukuk normlarıyla bağdaşmadığına dikkat çekti.
Yüzlerce Suçlamaya Karşı Kısıtlı Savunma Hakkı
Dosya içerisinde yer alan iddiaların boyutları da tartışmanın odak noktasını oluşturuyor. Binlerce sayfalık suçlamalarla karşı karşıya kalan sanıkların, kendilerini savunmak için verdikleri emeklerin bu şekilde engellenmesi eleştiriliyor. Ülke genelinde yaşanan bu tarz kısıtlamalar, tıpkı Kastamonu’da dere kenarında cinayet: 1 gözaltı gibi toplumsal huzursuzluk yaratan adli olayların yanı sıra, düşünce özgürlüğü krizlerini de tırmandırıyor. Benzer şekilde, ekonomik ve teknolojik alanlardaki gelişmeler takip edilirken; örneğin Togg T10X Türkiye otomobil pazarında zirveye yerleşti gibi başarı haberlerinin arkasında, bu tür sosyal ve siyasi baskıların gölgesinde kalan temel hak ihbarları da gündemdeki sıcaklığını koruyor.
Yasaklama kararının dayandırıldığı gerekçeler arasında milli güvenlikten kamu düzenini korumaya kadar geniş bir yelpaze gösterilse de, hukuk uzmanları savunma metinlerinin bu kapsama alınamayacağını vurguluyor. Önümüzdeki günlerde yayınevinin ve avukatların üst mahkemeye yapacağı itirazların sonucu merakla beklenirken, yaşanan bu hukuki anlaşmazlık Türkiye’nin demokrasi ve ifade özgürlüğü karnesindeki tartışmaları güçlendirmeye devam ediyor.



