⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 418
🕐 Son Güncelleme: 09.09.2026 13:17
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- YÖK’ün talebi üzerine Cumhurbaşkanlığı, akademisyenlerin dijital platformlardaki yayınlarını 657 sayılı Kanun’un 28. maddesindeki “ticari faaliyet yasağı” kapsamında değerlendirdi.
- Görüşün üniversitelere ulaşmasıyla birlikte, yaptırım endişesi taşıyan yaklaşık 146 akademisyen YouTube kanallarını kapatma veya içeriklerini silme kararı aldı.
- Hukukçular ve uzmanlar, bu kararın bilimsel bilgi paylaşımını kısıtlayabileceğini savunarak, dijital yayıncılık için net ve teşvik edici bir yasal çerçevenin eksikliğine dikkat çekiyor.
Türkiye’de akademik dünyanın dijitalleşme süreci, Cumhurbaşkanlığı ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından alınan kritik bir kararla yeni bir boyut kazandı. 2026 yılı Ağustos ayında netleşen görüşe göre, akademisyenlerin YouTube ve benzeri dijital platformlar üzerinden gerçekleştirdiği içerik üretimi faaliyetleri, “ticari faaliyet” statüsünde değerlendirilmeye başlandı.
Süreç Nasıl İlerledi?
Her şey 17 Haziran 2026 tarihinde YÖK’ün, Cumhurbaşkanlığı’na yaptığı başvuruyla başladı. Akademisyenlerin dijital platformlardaki yayıncılık faaliyetlerinin hukuki statüsünün belirlenmesini talep eden kurum, 20 Ağustos 2026’da Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’ndan gelen teknik değerlendirmeyi işleme aldı. Nihayetinde, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü, 2 Eylül 2026 tarihinde görüşünü YÖK’e ileterek, bu tür dijital faaliyetlerin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 28. maddesinde düzenlenen “ticari faaliyet yasağı”na aykırılık teşkil edebileceğini bildirdi.
Akademisyenler İçin Dijitalleşme Dönemi Sona mı Eriyor?
Bu görüşün üniversitelere tebliğ edilmesinin ardından, disiplin soruşturmasıyla karşılaşmak istemeyen çok sayıda öğretim üyesi, yıllardır emek verdikleri YouTube kanallarını kapatma yoluna gitti. Türkiye genelinde YouTube kanalı bulunan yaklaşık 146 akademisyenin büyük bir kısmının, kanallarındaki ders içeriklerini ve bilimsel videoları yayından kaldırdığı gözlemleniyor. Bu durum, TUSAŞ, Türkiye’nin Ar-Ge Şampiyonu Oldu örneğindeki gibi teknolojik gelişmeleri takip eden ve akademik çıktılara önem veren kesimler arasında büyük bir bilgi boşluğu yaratacağı endişesini doğurdu.
Hukuki Tartışmalar ve Bilgi Paylaşımı
Bilişim Hukuku Uzmanı Avukat M. Gökhan Ahi, alınan bu kararın “bilim ve sanat özgürlüğü” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Ahi, 657 sayılı Kanun’un memurlara telif ve kitap geliri gibi konularda tanıdığı hakları hatırlatarak, dijital platformlarda üretilen akademik içeriklerin “ticari” olarak damgalanmasının yanlış olduğunu belirtti. Öte yandan, ekonomi dünyasında yatırımcıların gözdesi hisse geri alımı gibi karmaşık süreçlerin dahi şeffaf yönetildiği bir dönemde, akademik bilginin bu denli sert bir bürokratik engelle karşılaşması kamuoyunda tepkilere neden oluyor. Ayrıca, yasa dışı bahis ve kumara karşı yürütülen operasyonlar gibi toplumsal zararlı faaliyetlerle akademik yayıncılığın aynı hukuki düzlemde tartışılmasının yanlış olduğu görüşü hakim.
Uzmanlar, akademisyenlerin dijital alandan çekilmesinin Türkiye’nin “bilgi toplumu” olma hedefine darbe vurabileceğini ifade ediyor. Mevcut durumda, reklam geliri elde etmeyen kanalların durumu dahi belirsizliğini korurken, akademisyenlerin bilimsel içerik üretmeye devam edebilmesi için daha esnek ve güncel bir mevzuat düzenlemesine ihtiyaç duyuluyor.



